Bosna’nın uğradığı barbar saldırısı karşısında tek başına bir insanın da ahlakı sonuna kadar tutabileceğinin eşsiz örneğini sunan, çağımızın bilge önderi Aliya İzzetbegoviç, savaşın en yoğun zamanında askerlerine şöyle hitap ediyordu:
Görüyorsunuz, Allah karşımıza acı veren bir imtihan çıkarmıştır. Boğazlandık, kadın ve çocuklarımız öldürüldü, camilerimiz yıkıldı. Ama biz kadın ve çocukları öldürmeyeceğiz, kiliseleri yakmayacağız. Bunu yapmayacağız, çünkü bu bizim yolumuz değil. Biz muzaffer olacağız, çünkü biz başkalarının dinine, milliyetine ve farklı kanaatlere saygı gösteriyoruz ve çünkü bu zor durumumuzda bile temiz insanlar olmaya çabalıyoruz. Ve başkalarının ibadethanelerini yıkmak bize her harikarda yasaklanmıştır.
Bir Fransız Vatandaşı olmasına rağmen Cezayirli direnişçiler ile Fransız işgaline karşı savaşan psikiyatrist Frantz Fanon da, Ölümünden kısa bir süre önce şöyle yazmıştı:
“Size söylemek istediğim, ölümün her zaman bizimle, hep yanıbaşımızda olduğudur. Önemli olan, ondan ne zaman kaçıp kurtulacağımız değil; inandığımız fikirler için elimizden gelenin azamîsini yapıp yapmadığımızır... Eğer en başta bir amacın hizmetkarı değilsek, hakkın, adalet ve özgürlüğün sevdalısı değilsek, yeryüzünde bir hiçiz demektir.”