"İşte Tanrı, içinde sayısız renk, sayısız vasıf barındıran sonsuz sınırsız bir hazineydi. Hazine gizliydi, bilinmiyordu. Ama bir an geldi, bilinmekliğini istedi. İstedi ki vasıfları, içinde taşıdığı sonsuz güzellikler açığa çıksın. Ve böylece evreni yarattı."
Charlie Gordon, zeka geriliği ile doğan bir insandı. Sadece normal olmak istiyordu. Fakat normal neydi ki? Charlie sadece diğer insanlar gibi olmak için bıçak altına girdi, bir fare ile yarıştı, deneylere tabi tutuldu. Bunu yapacak cesaret hangimizde var ki?
Charlie'yi anne-babası bile sevemedi. Yalnızlığa terk edilen Charlie çareyi aşkta bulduğunu sandı, başaramadı. Koca bir adam olmasına rağmen içinde bulundurduğu çocuk kalbi onu terk etmeyen tek şeydi. Bir de Algernon...
Charlie Algernon ile kendini buldu. Yeri geldi deney rakibi oldular, yeri geldiler en yakın arkadaş oldular. Oysa ki bir insanın bir fare ile kıyaslanması ne kadar da aşağılayıcı bir durum! Ama Charlie'ye zaten her daim bir fare gibi davranılıyordu. Charlie korkulması, tiksinilmesi, uzak durulması ve dışlanılması gereken bir insan değildi. Charlie'nin bu muameleyi görmesinin tek sebebi diğer insanlardan farklı olmasıydı. Gerizekalı bir çocuktu, dışlandı. Üstün zekalı bir adam oldu, yine dışlandı. Senelerce Algernon ile kıyaslandı. Algernon'da kendini gördü. Belki de bu yüzdendir ki veda yazısına "Not. Eğer zamanınız olursa arka bahçedeki Algernon ’ un mezarına çiçek koyun." yazdı. Belki de aslında "Charlie'nin mezarına çiçek koyun. Onu unutmayın." demek istemişti.
Charlie sadece insan muamelesi görmek ve sevilmek istemişti.