Dostluk, sevgi, aşk, ihanet, yaşam ve daha nicesi... Bu kitabı tanımlamaya kelimeler bulamıyorum ama yine de içimde oluşturduğu hissiyatı aktarmak istiyorum.
Esere genel olarak baktığımızda Konrad ve Henrik'in dostluklarının başlangıcı ve bu ikilinin kırk bir yıl sonra yüzleşmesi olarak ikiye ayırabiliriz. Eser, çok farklı hayat görüşlerine, karakterlere ve sosyoekonomik statüye sahip olan iki dostun kaderlerinin nasıl birleştiğini anlatarak başlıyor. Bu iki arkadaş tüm zıtlıklara rağmen ayrılmaz bir ikili olsa da insan olmanın verdiği duygular sebebiyle zamanla bazı kopmalar, kıskançlıklar ve ihanetler yaşanıyor. İkinci yarıda ise kırk bir yıl sonra bir mektup sayesinde buluşan ikilinin masadaki mumlar sönene kadar yüzleşmesine tanık oluyoruz.
Dinginlik ve ahenk içerisinde ilerleyen olay örgüsü, okuyucuda bir sonraki sayfada ne olacağı merakını uyandırırken Henrik'in monologları da adeta hayat dersi veriyor. 114 sayfalık bu kısacık kitap; yaşam, dostluk, ihtiyarlık, aşk, aile ve dönemin sosyolojik koşulları hakkında bilgiler vererek adeta bin sayfalık bir kitabın hissettirdiği doyumu yaşatıyor. Biraz ağır, hatta bazı yerlerde tokat etkisi yaratan bu kitabın okuyucunun hayatına bir yerden dokunacağına inanıyorum.