Sena gedik

Sena gedik
@Senagedikkk
39 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
6/10
·288 syf.··
2026 1. kitabı
Geçmişte filmini izleyip hayran kaldığım “Arrival”, namı diğer “Hayatımın Hikayesi” adlı öykü için sevgilimden yürüttüğüm bu kitapta birbirinden güzel ama bir o kadar da düşündürücü sekiz öyküyle karşılaşmak bana da sürpriz oldu. Her bir öykü, adeta günlük hayatımızın teknik bilgilerle ve bolca bilimle harmanlanmış bir paralel evreni gibi; “ya dünya dışı varlıklarla konuşabilseydik, ya güzellik algısını tek bir tuşla kapatabilseydik, ya melekleri gözlerimizle görüp takip edebilseydik…” En büyük ortak özellikleri de teknik bilgiler yüzünden aynı sayfayı birkaç kez okurken olay örgüsünü tekrar tekrar düşünme fırsatını yakalayabilmenizde sanırım. Benim için sindirerek okunması gereken kitaplar listesinde yerini alan bu eserde en sevdiğim öyküler “Babil Kulesi”, “Cehennem Tanrı’nın Yokluğudur” ve “Gördüğünü Beğenmek” oldu. Spoiler sizin için sorun değilse metinlerin alt yapısını daha iyi anlamanız için kitabın sonundaki hikaye notlarını her öyküden önce okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar…
GelişTed Chiang · Monokl Yayınları · 2017377 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·120 syf.··
2025 6. kitabı
Dostluk, sevgi, aşk, ihanet, yaşam ve daha nicesi... Bu kitabı tanımlamaya kelimeler bulamıyorum ama yine de içimde oluşturduğu hissiyatı aktarmak istiyorum. Esere genel olarak baktığımızda Konrad ve Henrik'in dostluklarının başlangıcı ve bu ikilinin kırk bir yıl sonra yüzleşmesi olarak ikiye ayırabiliriz. Eser, çok farklı hayat görüşlerine, karakterlere ve sosyoekonomik statüye sahip olan iki dostun kaderlerinin nasıl birleştiğini anlatarak başlıyor. Bu iki arkadaş tüm zıtlıklara rağmen ayrılmaz bir ikili olsa da insan olmanın verdiği duygular sebebiyle zamanla bazı kopmalar, kıskançlıklar ve ihanetler yaşanıyor. İkinci yarıda ise kırk bir yıl sonra bir mektup sayesinde buluşan ikilinin masadaki mumlar sönene kadar yüzleşmesine tanık oluyoruz. Dinginlik ve ahenk içerisinde ilerleyen olay örgüsü, okuyucuda bir sonraki sayfada ne olacağı merakını uyandırırken Henrik'in monologları da adeta hayat dersi veriyor. 114 sayfalık bu kısacık kitap; yaşam, dostluk, ihtiyarlık, aşk, aile ve dönemin sosyolojik koşulları hakkında bilgiler vererek adeta bin sayfalık bir kitabın hissettirdiği doyumu yaşatıyor. Biraz ağır, hatta bazı yerlerde tokat etkisi yaratan bu kitabın okuyucunun hayatına bir yerden dokunacağına inanıyorum.
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma
6/10
·511 syf.··
2025 3. kitabı
Kafamı dağıtmak için okumaya başladığım bu bilim kurgu kitabını beynim yanarak bitirdim. Yazarın teknik bilgi ve akıcılığı mükemmel bir şekilde harmanladığını ve çoğu bilim kurgu kitabında olmayan bu dengeyi oldukça iyi bir şekilde sağladığını söyleyebilirim. Teknik bilgilerle bilgilenirken entrika, siyaset ve insan ilişkileri üçlemesi ile kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Sayfa sayısının bu kadar çok olması sizi korkutmasın, kitap akıp gidiyor. Hollywood bu zamana kadar neden bu kitabın film uyarlamasını yapmadı hâlâ şaşkınım. Eğer gökyüzü ve okyanuslara ilginiz varsa hiç düşünmeden başlayın. Okuyun, okutturun. Bu kitap Dan Brown külliyatı için iyi bir başlangıç oldu, diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum…
İhanet NoktasıDan Brown · Altın Kitaplar · 200515,3bin okunma
8/10
·235 syf.··
2025 2. kitabı
Bu kitabı bir çocuk kitabı olarak nitelemek, bu kitabı okuyup içindeki çocuğu bir nebze olsun hatırlayan biz yetişkin okuyuculara haksızlık olacaktır. Masum oyunlar oynadığımız, yeri geldiğinde bir oyuncak veya bir “alan” için savaştığımız, eve terli dönüp annemizden azar yediğimiz çocukluğumuzun anıları hâlâ içeride bir yerde yad edilmeyi bekliyormuş meğer. Bu hazineyi bulup çıkartmak da Pal Sokağı Çocukları’na nasip oldu. Çocukken okuyup etkisinden çıkamadığım, yetişkinken de birden hatırlayıp tekrardan okuduğum bu kitap; mahalle kültürü, oyun kuralları, hiyerarşi, roleplay, sosyal örgütlenme gibi konulara ustalıkla değinip akıcı bir şekilde zamanda yolculuk yaptırıyor. Kendinizi bir anda Budapeşte’nin yoksul ve eski evli sokaklarında buluyorsunuz. Ve tabii ki uğruna savaş verilen “alan” da. Bir an için "ne olurdu hep beraber alanda oynasalardı da Nemeçek’in başına tüm bu talihsiz olaylar gelmeseydi” diye düşündüm. Fakat insanoğlu doğduğu andan beri sahip olduğu veya sahip olmak istediği şeyler için savaş verir, buna da yaşam denir. Pal Sokağı Çocukları da canları uğruna gerek alanı, gerek macunlarını, gerekse dostluklarını korudular. Bazı yetişkinlerin aksine her iki taraf da bu savaşı oldukça onurlu bir şekilde yürüttüler. Kitapta dikkatimi çeken bir diğer konu ise son sahnede yer alan sipariş sahnesiydi. Çocuğu ölüm döşeğinde olan bir babaya ısrarla ceketini tadilat ettirmeye çalışan zengin müşteri ve ağlarken ceket ıslanmasın diye onu kenara koyan bir baba… ne kadar uhrevi dertlerimiz olsa da bir yarımız dünyada, acı çeksek bile karnımızın doyması gerekiyor. Ne de olsa tabut bile parayla satılıyor. Ne acı… Böyle durumlarda sınıf kininin artmaması işten bile değil. Sonuç olarak Pal Sokağı Çocukları bence yetişkinlikte yaşadığımız bütün hırslarımızı,
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
7/10
·202 syf.··
2025 1. kitabı
Ray Bradbury’nin distopya kütüphanemize kattığı eserlerden biri olan Fahrenheit 451, distopya mı yoksa bilim kurgu mu olduğuna karar veremediğim bir kitaptı. Yazarın bu kitabı yazdığı 50’li yıllar düşünüldüğünde aslında çok uzakmış gibi görünen bu hikaye artık hayatımızın bir parçası gibi görünüyor. Konu olarak “iki bin çok” lu yıllarda geçen bu hikaye, halkın istek ve iradesiyle kitapların yakıldığı bir itfaiye timinin üyesi olan Montag’ın aydınlanışını ele alıyor. Yangına dayanıklı evler icat edildikten sonra ihtiyaç duyulmayan itfaiyeler, kitap yakarak görevlerine devam ediyorlar. Yani İngilizcesi “fireman” olan bu meslekte görev yine ateşle oynamak, fakat bu sefer yaptıkları işin tam tersini yapıyorlar. Kitapların yakılmasını halkın talep ettiğini ve bu konuda büyük bir işbirliği olduğunu söylemiştik. İnsanlar şiir okuyup duygulanmasın, roman okuyup hayallere dalmasın diye yürürlüğe giren bu eylemin ileri boyutları da mevcut: Yolda durmak, doğaya bakmak bile yasak. Aslına bakarsanız o zamanlar için korkunç bir distopya gibi görünen bu durumun bize o kadar korkunç gelmemesinin sebebi de bu. Gün içerisinde hangimiz temiz havayı solumak için kafamızı yukarı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz ki? Veya hangi birimiz güzel bir manzaranın tadını çıkartıyoruz? Hangi birimiz sohbetlerde eline telefonu almadan diyaloğu sürdürebiliyor? Hemen hemen hepimiz, bu gerçekleştirilmiş distopyanın düşünemeyen bireyleri olduk. Güzel bir manzara görünce izlemek yerine fotoğrafını çekmek, güzel bir yemek yerken paylaşım uğruna yemeğimizi soğutmak, sohbet ortasında telefonla oynamaya başlamak artık daha cazip geliyor. Aslına bakarsanız yazarımızın korktuğu başımıza geldi, kendi irademizle eğlence sektörünün kuklaları olduk. O zaman hayal gücü televizyon ile sınırlanan yazarımızın 6. duyu
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,2bin okunma