Hayat, gerçekten de suyun ortasında olmaya benziyor. Suyla savaşırsanız, su düşmanlaşır ve sizi içene çeker. Suyun üzerinde durmasını, hatta yüzmesini öğrenmek, ancak suyla doslaşarak mümkün. Su, onu dost olarak gördüğümüzde bizi kaldırır, ilerlememize yardımcı olan hareketi sağlar.
Masallardaki kötü kalpli kraliçelerin, bu son derece iyi niyetli tatlı mı tatlı prenseslerin evlendikten sonra böyle adamlarla yıllarca vakit geçirmenin sonucu olarak dönüştükleri kişi olduklarını düşünüyorum. Masalların prens ve prenses evlenince sona ermesi bence bundan (da) kaynaklanıyor.
Kadın cinsiyeti ve dolayısıyla cinselliği de zihinlerde ayıp bir şey olarak kodlandığı için, hiç tanımadığımız bakkallar, taksi şoförleri, çareyi size abla, bacı, yenge gibi sıfatlarla hitap etmekte buluyorlar. Bu, “evet kadınsın. Ama benden sana zarar gelmez. Seni kadın olarak arzulamıyorum. Hiç tanımadığımız, var olup olmadığını bile bilmediğimiz kocan, bizim ağbimiz; Buda seni arzulamamamızı ve kendi nikahımızı almayı düşünebilmemizi imkansız kılıyor” demek.