Hayatın düzeleceğini sanıyordum. Zaman geçtikçe, bir şeyler yerine oturdukça, yaralar iyileşir, içimdeki boşluk dolar sanıyordum. Ama öyle olmuyor. Sadece daha az hissediyorum. Daha az tepki veriyorum. Daha az umut ediyorum.
Büyümek sandığım şey aslında eksilmekmiş. Eskisi gibi sevememek, eskisi gibi heyecanlanamamak, bazı şeyleri artık istememekmiş. Zaman ilerledikçe değişmek yerine, olduğum yerde ağırlaşıyorum. Anılar biriktikçe güçlenmek yerine, içimde taş gibi oturuyorlar.
Ve en kötüsü, bunu kabulleniyorum. Baştan beri böyle olması gerektiğine inanıyorum belki de. Ama yine de, arada bir, bir şeylerin değişebileceğini hayal ediyorum. Sonra o hayali de bir kenara bırakıyorum. Bazen durup kendime soruyorum: Gerçekten değişmek istiyor muyum, yoksa sadece alıştığım yükleri daha rahat taşımayı mı umut ediyorum? Çünkü ne kadar ilerlersem ilerleyeyim, bazı şeyler içimde aynı kalıyor. Eskisi kadar ağlamasam da, o acının orada olduğunu biliyorum. Sesimi çıkarmasam da, içimde kopan fırtınalar hiç dinmiyor.
Zaman insanı iyileştirmiyor, sadece uyuşturuyor. Eskisi gibi hissetmemeyi, çok düşünmemeyi, bazı şeyleri akışına bırakmayı öğretiyor. Ama bunun adı olgunlaşmak mı, yoksa sadece yavaş yavaş içinden vazgeçmek mi, bilmiyorum.
Bir noktada insan geçmişini geride bırakıyor sanıyor. Ama aslında hiçbir şey geride kalmıyor. Sadece daha az konuşuluyor, daha az hatırlanıyor, daha az can yakıyor. Ama orada, derinde bir yerde, hâlâ duruyor. Hâlâ sessizce kendini hissettiriyor. Ve bazen, bir anlığına bile olsa, her şeyin bir gün düzelebileceğine inanmak istiyorum. Sonra o inancı da unutuyorum.
Görünmeyen yüklerim, bazen içimi öylesine sarıyor ki, nefes almak bile zorlaşıyor. Yavaşça kabulleniyorum, belki de ben asla tam olarak iyileşmeyeceğim. Belki de hayat, bana sadece dayanmayı