Kendini mutsuzluğunu ordan oraya gezdirir gün doldurur sanırken uğradığı her kitapçının yeni bir dünya vaat ettiği,girdiği kafelerde tadına doyulmaz sohbetler ve sağlam arkadaşlıklarla değilse de elde çırpılmış kremalı ve antep fıstıklı tatlılarla karşılaştığı…ara sokaklara korkusuz girip çıkarak eve döndüğü akşamlarda sahip olmadıklarına değil de sahip olduklarına bakmayı bilseydi Nergis,saadet değilse elem hiç değil duygular içinde olduğunu, ateş değilse bile en azından sımsıkı kapanmış yumruk da olmadığını anlayabilirdi bir ihtimal.
Başka bir insanla işin içine bir görev duygusu karışmaksızın,sadece keyif alındığı için böyle uzun vakitler geçirmeye, beraber geçirilen vakte dış dünyanın, sorumlulukların nüfuz etmemesine alışık değildi.Nitekim saatler sonra günün değişen ışığından akşamın inmek üzere olduğunun hayretle ayırdına varmış, “Demek zamanın nasıl geçtiğini anlamamak böyle bir şey,” diye şaşmıştı.
Nergis’in de artık elinden kayıp giden hayatından istemediği zaferleri sökmeye çalışmak yerine içinde olduğu, yaşadığı,yaptıkları ve yapmadıklarıyla gün gün,ilmek ilmek kurduğu hayatıyla ve bu hayatın içinde olduğu insanla barışma vakti gelmemiş miydi?