Arkadaşlar Kadıköy'de oturuyor o zamanlar. Gelmeye zar zor ikna ettikleri için üzerime titriyorlar. En keyifli olması gereken marina gezimizde kayaların üzerinde akşam denizine bakıyoruz. Diğerleri laf attıkları, yüz vermeyen kızlar yüzünden mutsuz sessizliği somurtarak değerlendiyorlar. Hayata sonraki hamleyi bulmaya çalışan satranç oyuncusu gibi bakan gözler, ama ne geçmiş oyunları yada gelecektekileri bilmeden. Çevreme baktığımda da kendimi hayvanat bahçesinde hissetmekten kurtulamıyorum. Örselenmiş doğasının ruhu sessiz tepkisiz kalmış öylece orada olduğu gibi, cevap vermiyor. Balık azalmış denizde martılar çöpleri karıştırmak zorunda. Vapurda giderken yada evde pencerenden verdiğin simitler yetmiyor. İnsanlar istediklerini alıyor gerisini düşünmeden sadece karnını doyurmaya çalışan doğaya vahşi deyip geçiyorlar. Bir saat konuşup kendinden sadece bir cümle bahsedenlerin samimi görüldüğü bir nesilden daha ne bekliyorsunuz ki. Evinde hissetmediği yerlere geri dönmek istemez insan, yabancılık mutsuzluk demek. Yinede bütün gücümle anlamsızlığı çekip almaya çalışıyorum çaresiz. Ama bakıyorum yaprak bile kıpırdamıyor. Özlemek için bir nedeniniz yoksa ne kadar sevginiz olabilir ki. Doğumu ölümü bir kenara bıraktığınızda zamanın ötesinde kalan renkleriniz varsa mutlu olmak için başka bir neden aramayın dünyada.