Bir italyan suç psikologu şöyle demiştir: “Bir insanın ideal davranışı belli bir dereceyi aştığı zaman, insancıllığı ve insan sevgisi göze batacak kadar fazla olduğu zaman, güvensizlik duyabiliriz.” Şüphesiz bu cümleye biraz ihtiyatla karşılamalıyız; ama buradaki görüş noktasının geçerliğinden şüphe edemeyiz.
Bir kişi, başına gelebilecek tehlike olasılığı az olsa bile, onun başına gelme ihtimalini ne kadar yüksek, onunla başa çıkabilme gücünü de ne kadar az olarak görüyorsa o kadar fazla kaygı hisseder.
Anladıkça yaşadığımı görebiliyorum. Anlaşıldıkça yaşadığımı hissediyorum. Anlattıkça var olduğumu bağlıyorum. Ben sosyal bir varlık olarak anlamaya, anlatmaya, anlaşılmaya ihtiyaç duyuyorum.
“Anlattıkça rahatlıyorum, anlaşıldıkça yaşadığımı hissediyorum. Peki kendimi anlaya biliyor muyum?”
Her insanın kendi tavrını haklı gösterecek düşüncelere bağlanması ve tuttuğu yolda ilerlemesini engelleyebilecek her türlü düşünceyi reddetmesi insani ve evrensel bir olaydır, insanlar ancak dünya görüşleri bakımından kendileri için değerli olan şeylere cesaret ederler. Bu konuda bize yararlı olan şeyleri bilinçli olarak biliriz; buna karşılık, kanıtlarımızı bozabilecek her şeyi bilinçdışına iteriz.