Adem'in olmam gerekirken, düşkün melek oldum; hiç günahım yokken sevinçten mahrum ettin beni. Her yerde eksiksiz bir mutluluk görüyorum; bir tek ben, telafisi imkansız biçimde bu mutluluğun dışına itilmişim.
Ben senin yaratığınım; bana borçlu olduğun şekilde üzerine düşeni yaparsan, doğal efendime, kralıma karşı yumuşak, uysal bile olurum. Ah Frankenstein, herkese hakkınca davranıp sadece beni ayaklar altına alma. Senin adaletini, hatta merhametini ve sevgini en fazla ben hak ediyorum.
Ne yazık! İnsan niçin vahşilerden daha üstün hassasiyetlere sahip olmakla övünür ki; bu onları daha kısıtlı varlıklar kılıyor sadece. Dürtülerimiz açlık, susuzluk ve şehvetle sınırlı kalsaydı, neredeyse özgür olurduk; ama şimdi esen her rüzgarla, tesadüfen söylenmiş bir sözle, ya da o sözün anlattığı görüntülerle heyecanlanıyoruz.
Ne yazık! Sahtelik hakikate bu derece benzeyebilirken, kim mutluluğundan emin olabilir ki? Sanki bir uçurumun kıyısında yürüyorum, binlerce insan bu uçuruma doğru yığılıyor ve beni aşağı atmaya çalışıyorlar.