Geleceği kuran, geçmişe dönük özlemlerimiz değil de nedir?
Her milletten insanın Doğu'nun limanlarında yan yana yaşadığı, dillerin birbirine karıştığı o çağ, eski zamanların bulanık bir anısı mıdır? Yoksa geleceğin bir belirtisi midir? Bu rüyaya sıkı sıkı sarılmış olanlar geçmişten kopamayanlar mıdır, yoksa gönül gözüyle geleceği görenler mi? Buna cevap vermeye gücüm yetmez. Ama babam, işte buna inanıyordu. Bir Türk ile bir Ermeni'nin gene kardeş olabileceği, sepya rengi bir dünyaya...
Doğu Akdeniz toprağı en alçakça günlerini yaşıyordu. İmparatorluğumuz utanç içinde can çekişiyordu; yıkıntılarının arasından bir sürü eciş bücüş devlet yeşeriyordu; herkes ötekilerin duasını sustursun diye kendi tanrısına yakarıyordu...
Vakit, ölüm vaktiydi.