Kendisini maske taşımaya ve rol yapmaya öyle bir alıştırmıştı ki, kendi yalanıyla bile gerçekten sakinleşti ve aradan çok geçmeden rahat bir uykuya daldı.
"güvercinlerin sesini çizdim
bu gece güvercinlerin sesini çizdim
delik deşik duvarlardan senin gölgeni tanıdım
ben şarkı söyledim
ben iki telle şarkı söyledim
sevdiğim kadının mavi renkli el yazısı
benim yorgun şarkımın sözlerini renklendirdi
mehtabın nefesi gri olana kadar şarkı söyledik seninle
çizdiğim resimlerde sesini gördüm
mehtap bütün gece çevremde çocukluğumu çizdi
ahh keşke yağmur yağsa
ahh keşke yağmur yağsa
toprak kokusu kuşların şarkılarını renklendirecektir..."
"gri gri gri...
sabah, sis, yağmur
bulut, bakış, hatıra
ben de bir şarkı yoktu sen okudun
bir ayna yoktu bende sen baktın
bereketli toprakların uykusunda bir köktüm
senin bakışınla yeşerdim yağmurlar yağmadan
gözlerinde bir şimşek çaktı bakışlarım ıslandı
yanakların yağmurdan ıslak, gözlerin güneşli
kurtlar doğuruyor, kuzuları kollayayım
sen gözlerinle beni okşasan
çoban değneğim tesirli bir silah olacak
sen gözlerinle beni okşa
çoban değneğim tesirli bir silah olacak
savaş bitince senin için taze incirler toplayacağım
seninle kalacağım
seninle okuyacağım
ve seni güneşli hayranlığında öpeceğim
eğer bulutlar izin verirse..."
"çocukluğumun ok ve yayı ile
kadim bahçelerin yollarında, ıslanmış ağaç kümeleri arasında,
bir serçenin göğsünü nişan almıştım ki sana aşık oldum.
serçe omzuma kondu
ve ben mahir bir avcı oldum.
ondan sonra asla bir kuşu avlamaya çıkmadım.
ne zaman özlesem şarkı söyledim.
kuş gelir, kuş konar.
kuşu koklarım, öperim ve özgür bırakırım
ve bir başka avcıya av olunca çocukluğumu görürüm.
yağmur yağmış ağaç kümeleri arasında
saman, çiçek ve kuşun şarkısıyla
kendine kıvrılır ve ağlar;
ey şarkı! seni nasıl seviyorum.