Herkese merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Arkadya yayınlarından #üçanahtar kitabıyla geldim.
Kitabımız iki ayrı tarihte geçmekte ve bu tarihlere bizi zaman zaman misafir etmektedir. Kitabı okumadım değil izledim diyebilirim. Çünkü inanılmaz derece de konu bütünlüğü ve anlatım bakımından özenle kaleme alınmış bir Arkadya serisi ve ben her zaman Arkadya kitaplarını taktir etmiş ve beğenerek severek okumuşumdur.
Şimdi kitabımın içeriğinden çok kısa spoiler verecek olursak ilk olarak 1900’lü yılların başında Venedik’e giden Juliet’in cesaret, dram, aşk ve savaşla harmanlanmış bir hayat hikayesine konuk oluyoruz. Her şey Juliet’in 18 yaşında iken teyzesiyle Venedik’e gitmesiyle başlar. Çünkü burada juliet aşık olmuştur. Ve Juliet bu aşkına adım atamadan Venedik’ten ayrılır. Tekrar döndüğünde ise aşık olduğu Leo’nun nişanlandığını öğrenmesi üzerine hayal kırıklığına uğrar ve her aşık gibi hayatının şokunu yaşayarak büyük bir mutsuzluğa sevk olur. Ama bu durumun güzel yanı ise aşklarını yaşamaya başlarlar çünkü Leo bir aşk evliliği değil aile içi bir çıkar için evlilik yapmıştır.
2000’li yıllara geldiğimizde ise Caroline eşinin onu sevmemesi ve başka bir kadına tercih etmesiyle ayrılılar. Bu evlilikten olan oğullarını ise babası türlü bahanelerle annesine geri vermek istemez. Bu süreçte ise büyük teyzesi julilet tam ölüm döşeğinde son nefesini verirken ona üç tane anahtar bırakır. Ancak bu anahtarlarla ne yapması gerektiğine dair hiçbir açıklama yapmamıştır. Caroline bunun üzerine Venedik’e gider hem Venedik’e Julietin küllerini dökecektir hemde anahtarların gizemini ne işe yaradığını çözmeye çalışacaktır.
Arkadaşlar ben kitabı okurken çok keyif aldım ve keşke biraz daha devam etseydi dedim. Hadi gelin şimdi bütün bunlara birlikte şahit olalım. Sizler de bu güzel
Üç AnahtarRhys Bowen · Arkadya Yayınları · 2024356 okunma
Herkese merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Madelına Marten kaleminden #londranınsonkitapçısı kitabıyla geldim.
Kitap yorumuna geçmeden evvel yazar bir arkadaşımın şu sözünü buraya sabitlemek istiyorum arkadaşlar.
Kitapların dostluğun ve doğanın insanlar üzerindeki mucizevi iyileştirici gücüne inanıyorum. Yeter ki biz insanlar bu iyileştirici güce karşı kalplerimizi kapatmayalım.
O kadar nefis bir söz ki ben de her defasında kitaplara doğaya sığınarak ve arkadaşlarımla sohbet ederek kendimi iyileştiriyorum. Bu kitap ise tamda o türden bir kitap oldu arkadaşlar okumaya başladığım dakikalarda kitabın enerjisi beni iyileştirmeye günün stresini atmaya o kadar muktedir oldu ki anlatamam.
Şimdi sizlere kitabın içeriğinden her zaman olduğu gibi çok kısa spoiler vermek istiyorum.
Kitabımız ll. Dünya savaşının çıktığı dönemde geçiyor. Yani net olarak yıl 1939. Savaşın olduğu bölgeler dışındada diğer yerlerde diğer bölgelerde savaşın etkileri oldukça görünmekte. Kitap karakterimiz Grace ise kasabadan arkadaşıyla ayrılarak Londra’ya yerleşirler. Ama maalesef Londra’da savaşın eşiğine çoktan girmeye başlamıştır bile. Herkes bütün halk savaştan korunmanın yollarını ararken bir yandan da mecburen günlük hayatlarına devam ediyorlardır. E nede olsa onca yıkıma acıya rağmen hayat her şeye rağmen devam ediyor. Grece ise burada iş aramaya başlıyor annesinin yakın bir arkadaşı ise ona kitapçıda bir iş ayarlıyor. Grece ilk defa böyle bir işte çalışmaya başlar ve kitap satmak nasıl bir şeydir hiç bilmez. Ama kitapların o büyülü dünyası onu alır götürür ve iyileştirici gücü savaşın yaşatmış olduğu acıya ve yıkıma rağmen iyileştirici gücünü gösterir.
Evet arkadaşlar bence bu kadar yorumlama yeter diye düşünüyorum. Şimdi sizlere bu güzel kitabı emanet ederek yeni kitaplarda görüşmek üzere