Daha ilk sayfalarda şunu hissettim. Bu kitap beni rahat bırakmayacak.
Uyku Yok, daha başından itibaren zihnin içine sızan, huzursuz eden bir atmosfer kuruyor ve sayfalar ilerledikçe bu his giderek ağırlaşıyor.
Emma Averell dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayata sahip; başarılı bir avukat, iki çocuk annesi. Ama çocukluğunda annesiyle yaşadığı o korkunç olay, yıllar geçse de peşini bırakmıyor. Annesinin aklını yitirdiği o karanlık dönem, Emma’nın hafızasında bir “canavar” olarak yer etmiş. Şimdi ise Emma, yaklaşmakta olan kırkıncı yaşıyla birlikte aynı belirtileri kendinde fark etmeye başlıyor. uykusuzluk, zaman boşlukları, hatırlayamadığı anlar…
Kitap boyunca sürekli şu ikilemde kaldım: Emma gerçekten tehlikede mi, yoksa zihni ona bir oyun mu oynuyor? Gerçek ile hayal arasındaki çizgi o kadar ustaca bulanıklaştırılmış ki, okur olarak ben bile kimi zaman okuduklarımdan şüphe ettim. Bu da hikâyeyi fazlasıyla sürükleyici ve tekinsiz kılıyor.
Sarah Pinborough’un en sevdiğim yanı yine burada ortaya çıkıyor; psikolojik gerilimi yavaş yavaş inşa edip, finalde beklemediğiniz bir noktaya götürmesi. Uyku Yok, sadece bir gerilim romanı değil; aynı zamanda travma, annelik ve akıl sağlığı üzerine düşündüren karanlık bir hikâye.
Gece uykularını kaçıran, rahatsız eden ama elinizden düşmeyen kitapları seviyorsanız kesinlikle listenize ekleyin.