Yürümenin hala sadece yoksulların, berduşların, haydutların ve seyyar satıcıların işi olduğu bir dönemde, yürümenin doğayla birlik kurmayı, bedenini tatmin etmeyi, manzara karşısında tefekküre dalmayı sağlayan şiirsel bir eylem olduğunu idrak eden ilk kişi Wordsworth’tür.
Yıkım bir karşı çıkma meselesi değil savuşturma, yön değiştirme, abartılı bir şekilde değişme, sakince kabul etme ve oyalanmadan yola devam etme meselesidir.
Amerika yerlileri, toprağı kutsal bir enerji kaynağı olarak görürlerdi. Toprağa uzanmak huzuru getirir, kabile toplantılarında üstüne oturmak daha bilge kılar, kendini onun gibi çekimine teslim ederek yürümek kuvvet ve dayanıklılık kazandırırdı. Toprak ebedi bir güç membasıydı, çünkü o gerçek anamızdı, bizi besler ve ayrıca bağrında atalarımızı saklardı. Tabiatta dönüşüm onda gerçekleşirdi. Bu yüzden Amerika yerlileri, ellerini gökyüzüne uzatıp yıldızlardaki tanrılardan yardım dilemek yerine, toprakta yalınayak yürümeyi tercih ederdi.