yazarın duru ve etkileyici dili sayesinde su gibi akıp gidiyor. Ancak bu akıcılık, hikayenin kalbindeki o ağır sızıyı hafifletmiyor.
İntihar eden genç kızın sahipsizliği ve yarım kalan hikayesi, insanın içini gerçekten acıtıyor. Yazar, sadece bir soruşturmayı değil, bir insanın yok oluşunu o kadar samimi anlatıyor ki, okurken o çaresizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kitap bitse de, o genç hayatın hüznü insanın yakasını kolay kolay bırakmıyor
272Mehmet Ali Başaran · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202510 okunma
Okumadım, yaşadım. Mürşit’in o bitmek bilmeyen dünya ağrısını, hayata tutunmaya çalışırken her seferinde elinin boş kalışını izlemek çok sarsıcıydı. Toplumun 'normal' dediği kalıplara girmeye çalıştıkça daha çok parçalanan, eş ve baba rolleri altında ezilen bir adamın sessiz çığlığı bu. Ayfer Tunç kalemini ruhumuzun en görünmez yaralarına dokundurmuş; dünyanın tüm kederini bir taşra oteline ve bir adamın zihnine sığdırmış
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
Düşmanını bir dost gibi ağırlayan, sofrasını ve şarabını paylaşan General, bu 'dik duruşuyla' aslında Konrad’a karşı en büyük zaferini henüz tek kelime etmeden kazanmıştır
Bahçıvan ve Ölüm üzerine…
“Babalar hakkında yazmak daha zordur.
Baba bambaşka bir şeydir.
Puslu, belirsiz ve karanlıktır; bazen korkutucudur.
Çoğu zaman ortada yoktur.”
Yazar böyle diyor. Ama sonra bu kitabında uzun uzun babasını anlatıyor. Hastalık sürecini, ölümünü, yasını…
Ben okurken her satırı sırtıma binen bir yük gibi hissettim.
Bazı cümlelerde gözlerim doldu, bazı yerlerde durup nefes almak istedim.
Akıcı ama ağır bir kitap bu. Bir babayı; mesafesiyle, suskunluğuyla, eksikliğiyle okuyoruz. Ve belki de kendi içimizdeki baba boşluğuna dokunuyor.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,2bin okunma
“Alamut” şu ana kadar okuduğum en etkileyici tarihsel romanlardan biriydi.
Hasan Sabbah’ın keskin zekâsına kimi zaman hayran kalırken, kimi zaman tüylerimin ürperdiğini hissettim.
Zihni öylesine derin, planları öylesine kusursuzdu ki… her hamlesinde insan aklının sınırlarını sorgulattı bana.
Ama bir yandan da bu zekânın arkasındaki karanlık beni ürküttü.
Kurbanlarını duygusal olarak manipüle eden, onları korkunç oyunlarına inandırmak için uyuşturucu kullanan bir adam…
Hasan İbni Sabbah sadece insanları değil, inancı ve hakikati de kendi çıkarları için şekillendiren bir karakterdi benim gözümde.
Bu kitap bana “inanmak” ve “itaat etmek” arasındaki ince çizgiyi düşündürdü.
Okurken her sayfada hem büyülendim hem de içimde bir ürperti hissettim.
“Hiç kimseye inanma, her şeyi sorgula. Çünkü hakikat, çoğu zaman sana sunulandan çok daha derindedir.” — Fedailerin Kalesi Alamut