Ne var ki konuşmaya başladıktan kısa süre sonra ister gerçek ister hayalini kurdukları eşlerinden aslında kendi içlerindeki bir eksikliği gidermesini veya bir boşluğu doldurmasını bekledikleri ve bu gerçekleşmediği için endişeye ya da öfkeye kapıldıklarını açığa vuruyorlar.
Yirminci yüzyılın ortasında insanların en büyük sorununun boşluk duygusu olduğunu belirtmem size şaşırtıcı gele- bilir. Bunu söylerken insanların yalnızca ne istediklerini bilmemelerini değil, ne hissettiklerine dair hiçbir fikirleri olmayışını da kastediyorum.
Güç istenci, ilişkilerde çok daha yoğun yaşanır. Bir tarafın diğer tarafa karşı daha etkin, daha güçlü ve daha yönetici bir pozisyonda varlık gösterdiği ilişkilerde karşı tarafın çoğunlukla duygusal manipülasyona, diğer bir deyişle duygusal işkenceye maruz kaldığından söz edebiliriz. Üstelik duygusal açıdan işkenceye maruz kalan kişi, bunun farkında bile değildir. Sadece kendine açıklayamadığı bir şekilde nedense hep kötü hissediyordur, tam anlamıyla mutlu, huzurlu ve güven içinde bir ilişki yaşayamadığı düşüncesindedir ama bütün bunların neden böyle olduğunun mantıklı bir açıklamasını yapamıyordur.