Senocan

Senocan
Bazen sanki karşısında biri varmış gibi konuşup, çok değişik bir ses tonuyla gülüyordu. Zaman zaman birden öfkeyle bir bağırıyordu ki, neye uğradığımızı şaşırıyorduk. Ben de de panik atak başlamıştı. Yerinden kıpırdarsa, ben aniden çok korkuyordum. Yanımda bir başkası yükses sesle konuşsa, öksürse çok korkuyordum. O sinirlenince elim ayağıma dolaşıyordu. Ne isterse hemen yetiştirmeye çalışıyordum. Neyi nereye koyduğumu hemen unutuyordum. Fakat kendime hep hakim oluyordum. Soğukkanlılığımı muhafaza etmeye çalışıyordum. Kendimi bırakırsam veya ona sabır göstermezsem daha da hasta olur diye düşünüyordum. Bir gün iğnesi yapılmıştı, biraz rahatlamıştı. Ben başını okşarken elimle ensesini tuttum aniden bağırdı: "Ensemi tutma, cinler oradan beynime giriyor" dediğinde çok şaşırdım. O hastalığından böyle hissediyordu. Kafasındaki sesleri farklı algılıyordu. Zaman zaman "almıyorum senin kızını, almıyorum git başımdan giiiit" diye bağırıyordu. Ben "kime git diyorsun' diye sorduğumda, "siyah cübbeli kel bir adam benim kızımı al" diyor dediğinde şaşırdım. Aniden kafasını duvarlara vuruyor, parmaklarını duvardaki elektrik prizine tutuyordu. "yapma" dediğimde "kafamdaki sesleri öldürmeye çalışıyorum" diyordu. Yine bir gün çok şiddetli atak yaşıyordu. Doktoru, iğne yaptırmak için ikna etmeye çalışıyordu, iğnesini yaptırmak istemiyordu. Çok kötü korku ve panik içerisindeydi. Bana bağırıp yalvarıyordu; "anne bana iğne yaptırma, doktor beni iğneyle öldürecek" diyordu. Doktor hanım, "tamam istemiyorsan yapmayalım, ama bak bir saattir iğneni yaptırmak için uğraşıyoruz, senin iyiliğin için, rahatlaman için; bak saat geç oldu, benim de evde bebeğim var, eve gitmem gerekiyor" dediğinde hemen; "tamam özür dilerim, yapın iğnemi" dedi. İki hasta bakıcı, ben, hemşire hanım, Serdar'ı ikna
Televizyon
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sık sık başı ağrıyordu. Çok ders çalışmasına rağmen "anne çok çalışıyorum fakat unutuyorum" derdi. Bakkala birşeyler almaya gönderdiğimde ne alacağını unutuyordu. Not tutmaya başladı, not tutmasa unutuyorum diyordu. Keşke o zaman farkına varsaydım diye kendimi suçluyorum. Biz çok ders çalıştığı için belki zihni yoruluyor diye düşünüyorduk. Halbuki hastalığı o zaman başlamış, biz anlayamadık. Lise son sınıfta Ankara'da oturan halasının yanına gönderdik. Hem iyi bir liseden mezun olsun, hem de dershaneye gitsin diye. Orada da sabahlara kadar ders çalışıyormuş. Bir gün halası telefonda Serdar'ın sabahlara kadar ders çalıştığını söyledi. "Buna nasıl bir çözüm bulalım" dedi. "Çünkü uykusuz kalıyor". Ben de halasına onu dersten alıkoyamayacağını, çünkü o yine ders çalışacağını söyledim. En iyisi "elektrik faturası çok geliyor de. Belki çok ders çalışıp uykusuz kalmaz" diye öneride bulundum. Serdar halasına para verip "elektrik faturasını öde halacığım" dediğinde halası çok üzülüp onun uykusuz kalmaması için benim söylediğimi söylemek zorunda kalmış. Liseyi taktirle bitirmiş ve üniversite sınavına (öss) girmişti. Birinci baamağı kazandı. İkinci basamak sınavına bir ay kala su çiçeği çıkardı. Çok ağır hata olmuştu. Sınava kadar iyileşmişti fakat baş ağrıları devam ediyordu, ağrı kesici içmesine rağmen... Sınavda da başı çok ağrımış, yine de elinden geleni yapmıştı. Üç tercihle girmişti. ODTÜ İnşaat, Makine ve Hacettepe Tıp. Çok ta yüksek puan almasına rağmen kazanamamıştı. Çok üzülmüştü. Günlerce ağlamıştı, dışarıya çıkmak istemiyordu. Babası ve ben, ona sürekli moral verip teselli ediyorduk. O yine de devamlı üzülüyor; "hayır anne bu rüyamı ben nasıl kazanamam" diye sürekli ağlıyor, üzülüyordu. "Ben çocukluğumu yaşayamadım, çok ders çalışıp kendimi buna hazırladım" diye
Sinema
İlk evladım Köksal 1969 yılında ikinci evladım Serdar 1971 üçüncü yavrum Hakan 1973 dördüncü oğlum da 1975 yılında dünyaya merhaba demişti. 13 Kasım Cumartesi 1976 gününden bir gün evvel Serdar'ın dişi çok ağrıyordu. Sabaha kadar ağlamış hiç yatmamıştı. En küçük oğlumu abisine (Köksal) bırakarak Serdar'ı dişçiye götürmeye karar verdik. Serdar babasına çok düşkün bir çocuktu. Dişçiye babasıyla önceden gitmiş fakat çok zorluk çıkarmıştı. Bu sefer ben de beraber gitmeye karar verdim. Babasına naz ettiği için beni dinler diye düşündük ve evden çıktık. Bir saat içinde dönecektik. Evimiz İzmir'de Narlıdere'de yol güzergâhında idi. Otobüs durağında beklerken Köksal bize el sallayıp kardeşimi merak etmeyin ben bakarım demişti. Ve bu onu son görüşümüz olmuştu. Biz ayrıldıktan sonra üst komşumuz gelip yavrumu bakkala göndermiş. O esnada balkon kapısı açık olduğundan rüzgar dış kapıyı kapatmış. Yavrum ağlayarak "Teyze kardeşim içeride uyuyor annemler evde yoklar" demiş. Komşu "Merak etme sen bakkala git" demiş. Yavrum bakkaldan döndükten sonra ikinci katta oturan birisini yardıma çağırmışlar. Yavrumu, beşinci kattaki evin balkonundan bizim döndüncü kattaki evimizin balkonuna beline çamaşır ipi bağlayıp indirmek istemişler. İp kopunca yavrum feryatla beşinci kattan taşların üzerine düşmüş. Hemen hataneye kaldırmışlar. Biz gittiğimizde, Doktor Hanım bizi yanına sokmak istemedi ve ben ağlamayacağımı söyleyip ısrar edince izin verdi. Oğlumun yattığı oda üç dört metre uzağımdaydı, fakat yürürken bana kilometrelerce uzaklıktaymış gibi gelmişti. İnanın bunları buraya yazarken o günleri, o küllenmiş acılarımı tekrar tam da yüreğimin ortasında hissediyorum. Evladımı yatakta görünce şok geçirdim. Yarabbim evladım ne hale gelmişti. Tanınmaz haldeydi. Allah'ım hiçbir anne ve babaya bizim
Televizyon
Değerli Aysel Doğan Hanımefendi'nin izni ile, yaşamından ufak bir kesiti paylaştığı kitabını buraya da taşımak isterim. Kitap basında tükenmiş, sponsor bulunamadığı için tekrar basıma verilememiştir. Kaydedip pdf dosyası yapabilir, çıktı alabilirsiniz. ilk baskı ismi; 'anılarım, acılarım ve şizofreni' ikinci baskısı ise; '18 yaşında uyudun 29 yaşında uyandın oğlum' ismiyle yayınlamıştır. Aysel Doğan; 1948 Kars Sarıkamış doğumlu. Dört çocuk annesi. İki oğlunu zamansız yitirdi. Bunun ardından büyük oğlunun şizofreni hastası olduğunu öğrendi. Bu hastalığa karşı oğlu ile birlikte mücadele etti. Doktorların ve yeni tedavi yöntemleri ( ilaç vs.) sayesinde kazanan taraf Doğan ailesi oldu. Yaşamını, “Acılarım Anılarım ve Şizofreni” adı altında bir kitapta topladı. Kendini, oğlu gibi şizofreni hastalığından muzdarip olan şizofrenilere adamış olan Aysel Doğan, Dünya Şizofreni Derneği’nin kurucusu ve başkanlığını yürütmektedir. Her konuda şizofreni hastası ve yakınlarına yardımcı olmaya çalışmaktadır. YIL 1965, 8 HAZİRAN Evet eşimle 8 haziran 1965'de çok güzel bir düğün töreniyle evlenmiştik. Zamanın bize neler hazırladığını ne yazık ki bilemezdik. Eşim gencecik bir üniversite öğrencisiydi. İkimiz de çok mutluyduk. Çünkü umutluyduk. Sevgimize, birbirimize inanıyorduk. Ama bilmiyorduk ki bazen inanmak da yetmezmiş. Evliliğimizin dördüncü yılında ilk oğlumuz Köksal dünyaya gelmiş ve eşimin okulu da bitmişti. Orman yüksek mühendisi olmuş tayin bekliyordu. Tayini (doğuya) benim memleketim, Kars'ın Sarıkamış ilçesine çıkmıştı. O yıllarda orman mühendisleri bölgölerde kalıyordu. Yani köylerde. Biz de Sarıkamış'ın bir köyünde kalıyorduk. "Çamyazı köyü, eski adı Micingirt" olan bu köyde üç yıl kaldık. Lojmanlar köye iki kilometre uzaklıkta idi. Dört aile kalıyorduk. Kışın yollar
Sağlık

Senocan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·552 syf.·
2015 42. kitabı
Şule Yüksel Şenler
7.2/10 · 18,4bin okunma