Yaşamın taşkın nehrinde yüzüyordu herkes, ben bir ağacın gölgesinde izliyordum. Suya dalamıyordum. Suyun içinde olduğumun bilinci, suyun tadını çıkarmamı engelliyordu.
İnsanları görüyorsunuz; kitap okumuyorlar,
düşünmüyorlar, bu denli geçim sıkıntısına batmış bir insanlığın
gözlerini ayaklarından kaldırıp ufka dikmesini beklemek yetersiz
bir umut değil mi?”
Baban da kimliksizdir, bir düşüncedir olsa olsa. Bu; büyük ilhamlar taşıyan hikayeler, kitaplar için ilk duyuş anında yüce bir şeymiş gibi gözükebilir. Halbuki yaşamın çamuruyla kaplıdır bu kimliksizliğin çehresi. Yaşamın bütün çelişkilerini taşıyan bir ruhu iki kelimelik bir isme sığdırmak garip değil mi?