Gülce, aynanın karşısına geçip makyaj masasına saçındaki tokaları tek tek çıkartıp bırakıyordu. Melahat kulağına taktığı kulaklıkla yine çevreye olan bağlantısını tamamen kopartmıştı. Yerinde dans edip eğleniyordu. Eda bir elindeki kitaba bakıyor bir de ona. Hiç ses yoktu ancak görüntüsü dahi onu deli ediyordu.
EDA: Yeter! Git başka yerde dans et! Alo, duymuyor mu mu bu beni!
GÜLCE: Yine başlama. Bırak ne yapıyorsa yapsın, birazdan ışıkları kapatacağım zaten.
EDA: Dikkatim dağılıyor anlamıyor musun!
GÜLCE: Ben de seni görünce… Neyse…
Gülce, Melahat’ın yanına gidip dürttü. Kulağına bir şeyler fısıldayınca Eda’ya karşı dik dik başları eşliğinde yatağına yolladı. Banyodan elinde havlu, saçları ıslak bir halde Asya çıktı. Dalgın dalgın yürürken havluyu kirli sepetine atıp yatağına uzandı. Battaniyesini başını örtecek kadar kendine çekip sessizliğe gömüldü. Etraftakiler pür dikkat onu izlemişti. Birbirlerine gözleriyle işaret verip durumu anlamaya çalışıyorlardı. Gülce ışığı kapatıp yatağına geçti. Aradan beş dakika kadar bir süre geçince ağlama sesleri duyuldu. Gülce doğrulup etrafına bakındı. Ses Asya’nın yatağından geliyordu. Yatağına uzanıp boş gözlerle tavana bakıyordu. Diğer kızlarda sessizce onu dinliyordu. Melahat komidinin üstünden telefonunu alıp fenerini açtı. Tavanda daireler çizdi. Gülce ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlayamamıştı. Sonra eline telefonu alıp eşlik etti. Eda da fenerini açtı eşlik etti.
MELAHAT: Ne yaparsan yap asla yalnız olmadığını bil.
GÜLCE: Bizi ayakta tutan ışığımız olduğu sürece yalnız değilsin.
Ağlama sesleri yavaş yavaş kesildi. Birkaç saniye sonra Asya battaniyeyi üzerinden attı.
Asya battaniyesini üstünden atıp kollarını açtı. Kızlar koşup üstüne atladı.
ASYA: Beni boğmaya mı geldiniz! Ah ayağım!
GÜLCE: (Yanağından öpüp
Kartal telefonu komidinin üstüne bırakıp ona döndü. Rüveyda kalkıp gidecekken sıkıca sarıldı.
KARTAL: Biraz böyle kalsak, olmaz mı?
Rüveyda ses etmedi. Kartal hiç bırakmayacakmış gibi sıkıca sarılmış, gözlerini yummuştu. Bir müddet sonra uykunun koynuna bıraktı kendini. Rüveyda ise kolları arasından sıyrılıp ona döndü. Yanında kıvrılıp yatarken yüzünü bucak bucak süzüp duruyor, gülümsüyordu. Derin bir huzur kaplamıştı içini. Onun yanında gözüne nasıl uyku girebilirdi? Bu anın tadını doya doya yaşamalıydı. Sanki her an onu kaybedecekmiş gibi dibinden ayrılmadığı Kartal şimdi mışıl mışıl uyuyordu. Hüzünlü bir şarkı mırıldandı beyninde. Gözlerinden bir kaç damla yaş akıverdi. Sessizce yatağından kalkıp odadan çıktı. Sendeleye sendeleye odasına yürüdü.
Bugünü ömrüm boyunca unutamayacağım. İş yerinde tacize uğrayan kız bu gün kendisini taciz yapan kişiyle aynı vardiyadaydı. Kız adamı görünce sinir krizi geçirdi. Restorant müdürü durumu normalleştirmeye çalıştı. Kız vardiyayı bırakıp gitti. Aslında sistem başka restorantta çalışan birini burada bu gün çalıştırarak asıl bu gibi taciz olaylarını normalleştirmeye çalıştılar. Ne diyebiliriz ki, kelimelerin tükendiği yerdeyiz.
Güzel dostluklarımız da oldu, çetin arkadaşlıklarımız da… Artık belli bir süreden sonra gözünün önünde bir suret canlanmadan hüzünleniyorsun. Her hangi bir insan oluyor aklındaki. Geçmişe sünger, geleceğe hüzün kalıyor sadece…
Eflatuna boyanmış suretinden fışkıran o uğultu da nedir?
Sen misin gökyüzünde gelinceğe haykıran?
O muydu süzülüp duran?
İçindeki masala söyle
Baharın sesi, denizin esintisi
Haykırıyor şimdi
Dünü bu günle yad eder
Hayallere teslim ederken kendini…