Çocukken tutunacak bir dal arardım. Bulduğum dalı her defasında kesen bir adam vardı. Babam…
Asla bir şeye bağlı kalmama izin vermezdi. Tuttuğum dalı bir müddet sonra kesinlikle özgür bırakmalıydım. Belki o yüzden hiç bir şeye sahibim diyemedim. Her şey emanetti. Vakti geldiğinde uçup gidecekti.
Okuduğum kitapları bir bir kaldırıyordu artık raftan. Boş beleş işler, derdi.
Arapça kursuna gitmek istedim. Oysa evde Arapça bilen babam vardı. Hiç öğret demeye yeltenemezdim. Daha çocukken elifbayı öğretirken vurduğu dizlerim hala sızlar. Peltektim çocukken. Bir türlü dönmezdi harfe dilim. Kabahat miydi ki söylememek? Hay aksi şeytanda bir türlü rahat bırakmazdı babamı! İlla gelip batıracaktı iğnesini. Babam gelip yine kafaya takardı kitaplarımı. At, diyip dururdu. Ona göre bir Mevlana, bir alim okumalıydı. Yoksa bunlar ne kazandıracaktı hayatta?
Yıllar geçtikçe ben de babama benzedim. Okuduğum o kitaplar artık tozlu raflar saklı kaldı…