****spoiler içerir inceleme yazısı...
Bizim toplumumuzda, ekmek yere düştüğünde veya yerde görüldüğünde genç yaşlı demeden herkes tarafından üç defa öpülüp başa konulduktan sonra ezilmeyeceği yükseklikte bir yere bırakılır. Ekmeğe saygı gösterilir, çünkü ekmek nimet olarak nitelendirilir. Ayrıca bunun sadece islam diniyle ilgili bir olgu olduğunu söylemek yanlış olur, çünkü ister Anadolu’da ister diğer toplumlarda olsun ekmek her zaman dini açıdan kutsal sayılmıştır.
Peki, yere düşen ekmeği düştüğü yerden hızla ve telaşla alıp, üç defa öperek başına koyan o çocuklar nereye kayboldular?
Güzeldi o çocuklar, insan o çocuklar hep var olsun istiyor. Evin en küçüğü olmanın getirdiği bazı gereklilikler vardır, bu gerekliliklerden bir tanesi de bakkaldan ekmeği genellikle senin alacak olmandır.Yerleşmiş bu görev bilinciyle bizim evde ne zaman bir kitap alınacak olsa,onu ben alırım.
Roman, öykü gibi yazın türlerinden biraz uzaklaşmak için aldığım, okuyunca hayran kaldığım güzel bir araştırma kitabı Ekmeğimiz.
Akdeniz’in kitabı ile kapımızı çalan, Öteki Venedik ile dostluğumuzu pekiştirip, Ekmeğimiz ile soframıza davet ettiğimiz Predrag Matvejeviç’in bu kitabını her elinize aldığınızda üç defa öpüp başınıza koyacaksınız ve başucu kitaplarınızın arasında yerini alacak.
Ekmeğimiz kitabının Önsöz’ünde Enzo Bianchi şunları yazar: “Predrag ekmeğinin tek bir kırıntısını bile ziyan etmez. Ekmeğin tadına yalnız başına da, katık eşliğinde de varmasını bilir; kıymetinin bilincindedir, onu her bir lokmasında inanılmaz bir yemek, beslenmenin ve paylaşımın bizzat özü olarak yeniden keşfeder. Gerçektende, bir anda, onunla aynı sofrada yiyen, ekmeğini paylaşan sağlam dostlar oluveririz.” Ekmeğin böyle bir gücü olduğu kesindir. Paylaşılan bir lokma, sadece katığı değil dostluğu da