Bir çok bölgede savaşlar hiç olmadığı kadar seyrekleşti. Kadim tarım toplumlarında tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 15'i insanlar arasındaki şiddetten kaynaklanırken, 20. Yüzyılda ölümlerin sadece yüzde 5'inin, 21. Yüzyıldaysa küresel çaptaki ölümlerin sadece yüzde1'inin nedeni şiddetti.
Kara Veba olarak da bilinen meşhur salgın, 1330'larda Doğu Asya ya da Orta Asya'nın bir bölgesinde ortaya çıkmıştı. Bu felakete 'Yersinia pestis' adında bir bakteri taşıyan ve ısırma yoluyla bu bakteriyi insanlara bulaştıran pireler sebep olmuştu. Hastalık, sıçanlar ve pirelerden oluşan bir ordunun sırtında hızla tüm Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika'ya yayılarak yirmi yıldan kısa sürede Atlantik Okyanusu'nun kıyılarına dek ulaştı. Avrasya'nın toplam nüfusunun dörtte birinden fazlasını canına mâl olmuş, 75 ila 200 milyon arasında insanı öldürmüştü.
18. Yüzyılda Marie Antoinette'in açlıktan kırılan kitlelere ekmek bulamıyorlarsa pasta yemelerini salık verdiği söylenir. Günümüzün muhtaç insanları Kraliçe'nin tavsiyesini harfiyen yerine getiriyor. Beverly Hilss'in varlıklı sakinleri salata ve kinoalı tofuyla beslenirken, kenar mahalleler ve gettolarda yoksul insanlar hazır kek, cips, hamburger ve pizzayla karın doyuruyor.
21. Yüzyılın başında ortalama bir insanın McDonald's menüleriyle tıkınmaktan ölme ihtimali kuraklık, Ebola virüsü ya da El-Kaide saldırısında hayatını kaybetme ihtimalinden çok daha yüksek.
Sonra banyoya gidip yüzünü yıkar insanlık, aynada kırışıklıklarını inceler, kendine bir kahve hazırlar ve ajandasını açıp sorar:"Bakalım gündemimizde bugün neler varmış?"
Bu sorunun cevabı binlerce yıl boyunca değişmemiştir. 20. Yüzyıl Çin'inde, Ortaçağ Hindistan'ında ya da Antik Mısır'da insanlığı hep üç temel sorun meşgul etmiş, kıtlık, salgın ve savaşlar listenin hep başında yer almıştır.