“Üç...iki...”
Beklemekten bıkkın bir sabırsızlıkla kumanda kolunu sonuna kadar ittim. Akrep bir ok gibi yerinden fırladı ve ikimizi de adeta koltuklarımıza çiviledi. Yüzümdeki kanın çekildiğini hissettim. Göğsüme büyük bir fil oturmuş gibiydi. Biz yanlarından fırtına gibi geçerken, tünel kirişlerindeki ışıklar artan bir hızla gökyüzünde çakan şimşekler gibi defalarca Akrep’in içini aydınlatıp söndüler. Kılavuz geminin son kelimesi biz tünelin ağzından uzaya çıkarken yetişti. “...bir!”