Duâ eden adam, bilir ve duâ ile bildirir ki; birisi var, onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder, onun eli herşey'e yetişir. Ve bu boş, hâli dünyada o yalnız değil; belki bir Kerîm zât var, ona ba- kar, ünsiyet verir. Onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir. Ve hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah ve sürur duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp, "Elhamdülillahi rabbil'âlemîn" der.
Bu dünya, dâr-ül hikmettir, dâr-ül hizmettir; dâr-ül ücret ve mükâfat değil. Buradaki a'mal ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve âhirettedir. Buradaki a'mal, berzahta ve âhirette meyve verir. Madem hakikat budur, a'mal-i uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de memnunane değil, mahzunane kabul etmek lâzımdır.
(Mektubat 451.sh - Risale-i Nur)