Her kadın ve erkeğin bir parçası, bütün sevgi ilişkilerinde Ölümün de payı olması gerektiği bilgisine direnir. Sevginin ölmesiyle ilgili yanılsamalarımız olmadan da sevebileceğimizi düşünürüz. Yüzeysel beklentilerimiz ölmeden de devam edebileceğimizi sanarız. En gözde heyecanlar ve ürpertilerimiz asla ölmeyecekmiş gibi yola devam ederiz.
Ama sevgide psişik olarak her şey yıpranır, her şey. Ego, bunun böyle olmasını istemez. Ancak, olması beklenen budur; derin ve vahşi bir doğası olan biri, inkâr etmeden bu ödeve doğru yönelir.
Ne ölür? Yanılsamalar ölür, beklentiler ölür, her şeye sahip olma hırsı, sadece güzel olan her şeye sahip olma isteği, tüm bunlar ölür. Sevgi her zaman Ölüm doğasına doğru bir inişe neden olduğundan, böyle bir bağlanmanın niye bol miktarda benlik gücü ve ruh gücü gerektirdiğini anlayabiliriz.