Kim değersiz hissetmez ki kendisini! Bir soyadının önünde toplanmış duruyoruz: ailemiz. Bir soyadının önünde tek tek isimler... Bir sabah kardeşim ürpererek arkasına bakıyor ve “Anne ben İngiltere’ye gidiyorum!” diyor evden çıkarken. “İyi yavrum, güle güle git!” diye yanıtlıyor onu annem. Arkasından ekliyor: “Fazla gecikme!” Her şey bu kadar gülünç.
Aşağı Eğlence’deki evin karşısında oyun oynadığımız arsaya yan yana üç apartman dikilmişti. Birinin altındaki kahveye oturup çay içtik. Onlara baktım, kardeşlerime. Ellerine, yüzlerine. Yoktan yere bir uzaklık, bir engel aramızda. Birbirimize, birlikte yaşadığımız onca şeyi aşıp yaklaşamayacakmışız gibi; ama öyle de yakınız ki, kapı kapandığında üçümüzün birden eli sıkışıyor,