Yine beni etkileyen bir kitap... İtiraf etmeliyim ki çok umutlu başlamadım kitaba. İlk sayfalarda da "zengin kız fakir oğlan hikayesi mi bu yaaa..." dedim. Ama okumaya devam ettim. Iyi ki de etmişim.
Sonunu tahmin etmiş olsam bile çok ama çok etkiledi beni Martin Eden... Ah Martin üzümlü kekim demekten kendimi alamadım...
Peki kimdi herkesi bu kadar etkileyen Martin Eden. Güçlü bir düşünce yapısı olan, duyarlı, rol yapamayan, müzik aşkıyla dolup taşan kıpır kıpır bir ruhtu o.
Bir gün bir kavgada kurtardığı bir insanın hayatının değişmesine vesile olacağını tahmin bile edemeyen çılgın ruh...
Burjuva sınıfından bu kişinin çağırdığı yemekte kız kardeşi Ruth'a aşık olur ve hayat o noktadan sonra bambaşka akmaya başlar. "Dünyadaki en yüce şey aşktır" artık...
Alt sınıftandır Martin bu yeni dünya gözlerini kamaştırır. Hayallerini süsleyen bu kadın için değişmeye, gelişmeye karar verir. Okudukça aslında neler başarabileceğinin farkına varır. Dizginleyemediği bir yazma aşkı başlar...
Oysa Ruth hayatının kadını onun düzgün bir iş bulmasını istemektedir. Kendisine ve ailesine layık olabilmek, evlenecekleri zaman onları gecindirebilecek bir iş...
Martin'i kendi normlarina göre şekillendirmeye çalışır... Ama hamur bir yere kadar yoğurulabilir...
Martin kendini geliştirdikçe entelektüel açıdan Ruth'un üstüne çıkar. O artık bir kabadayıdan üniversite profesörü olan bir kişiyle tartışmaya girebilecek donanımda bir insana dönüşmüştür... Çevresindekilerle arasındaki uçurumu büyütür bu durum...
İstediği şeyin yazmak olduģu fikri perçimlenir kafasında. Ama çoğu yazarı olduğu gibi onu da zorlu bir yol beklemektedir... Tahmininden çok daha zor... Reddedilen yazılar, şiirler, "bir iş bulmadı" diye sırtını dönen akrabalar, açlıkla sınanan gurur... Ama hayallerine sımsıkı tutunan bireycidir