S.

Fırtınanın ıssız bir kıyıya fırlatıp attığı iki insan gibi ezik, bitkin, üzgün öylece yan yana oturuyorlardı. Raskolnikov, Sonya’ya bakıyor ve genç kızın kendisini ne kadar çok sevdiğini hissediyordu; ama tuhaf şey, böylesine çok sevilmek ona birden acı vermişti. Gerçekten de çok tuhaf, korkunç bir duyguydu!
Reklam
Öyle bazı aşağılamalar vardır ki, Avdotya Romanovna, dedi -İnsan ne kadar isterse istesin, unutması olanaksızdır. Her şeyin, geçilmesi tehlikeli olan bir sınırı vardır. Bu sınır bir aşıldı mı artık geriye dönüş yoktur.
Birden, birileriyle konuşur gibi değil de yüksek sesle düşünür gibi ekledi. -Bence, gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadırlar.
Yine o bir süre önceki korkunç duygu ölümcül soğukluğuyla gelip çökmüştü içine; şu anda korkunç bir yalan söylediğini, oturup bol bol konuşmak şöyle dursun, hiç kimseyle hiçbir zaman hiçbir şey konuşamayacağını anlamıştı. Öylesine acı verici bir düşünceydi ki bu, etkisi öylesine güçlüydü ki, bir an kendini, her şeyi unuttu, yerinden kalkıp kimseye bakmadan odadan dışarı çıktı.
İnsan bazen öyle bir sınıra gelir ki, onu aşamaz mutsuz olur; aşar, bu kez belki daha mutsuz olur!…
Reklam