Selim Servan Demirel

Kalem yorgun, hatıran eski, dil kelâmsız, kâğıt bitik. Gece hüzünlerin anası sanki sardı her yanımı zifiri karanlık. Bir belirsizlik var sanki! Hayır mı, şer mi bilinmez. Canım sıkılıyor gibi, bir koku var geceye yayılan! Yanık kokusuna benziyor. Belli ki özlem, hasret, keder bir olmuş bir yerlerde, mum ışığında yakıyor ağır ağır yürekleri. @Servan_
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bildiğim dillerin bütün lehçelerinden kelimeler biriktiriyorum heybeme, anlatabilmek için seni. Suretini unutmak için kaç asır, kaç bin yılın geçmesi lazım? Konduğun dallar neden bu kadar erişilmez, ulaşılmaz yerlerde. Sevdan eski zamanlardan kalma paslı bir hançer gibi deşerken sinemi! Acın da hoş diyerek sükût ediyorum başımı eğerek toprağa. @Servan_
Edebiyat
Keșke
Kalemi olsaydım SABAHATTİN ALİ'nin keşke. AHMET ARİF'in ilhamı bir gece vakti. CAHİT SITKI'nın memleket sevdası olsaydım. ATİLLA İLHAN ın acıya açılan pencesinden bakabilseydim dünyaya. İsyanı olsaydım YUSUF HAYALOĞLU nun. CAN YÜCEL in şikayeti olsaydım. CEMAL SÜREYYA nın bilinmeyen adresi, Aşkı olsaydım mesela ELİF ŞAFAK'ın. CELÂLEDDİN'in ŞEMS'i olsaydım yada ŞEMS'in . MEVLANASI. NECİP FAZIL'ın düşünceleri olsaydım bu dünyada. NAZIM HİKMET in idealindeki rejim, Dilindeki bir şarkısı olsaydım AHMET KAYA'nın. ORHAN VELİ ye kolay bir yol olsaydım keşke. ÖZDEMİR ASAF'ın her hangi bir anısında yer alsaydım. Aklı ve edebi olsaydım YUNUS EMRE nin. MEHMET AKİF'in istiklali olsaydım son dem. @Servan_
Edebiyat
Her şey Babamın, iki ailenin istememesine rağmen annemi kaçırarak gizlenmek için sığındığı köyü ve doğduğum evi merak etmemle başlamıştı. Bir saat kırkbeş dakika süren uçak yolculuğundan sonra ulaştığım şehre geldiğimde kendimi bambaşka bir dünyada hissetmeme neden olacak bir çok olay yaşamıştım. 21D numaralı koltuğumun yerini bulmaya çalışırken, yüzüne kondurduğu gülüşüyle kızıl saçlı, masmavi gözleri, ince uzun boyuyla, koltukların arasında sağa sola baş selamı vererek süzülen, dış görünüşü ile daha çok iskoçyalıları andıran hostes, elimdeki bilete bakmaya çalışarak ince sesiyle, zarifçe iki koltuk ilerde sağda, diyerek yerimi gösteriyor. Içinde laptop'umun ve fotoğraf makinamın bulunduğu sırt çantamı dikkatlice yerleştirirken altmışlı yaşlarda karı koca olduklarını düşündüğüm iki yolcu arkadaşımın olduğunu ve kadın olanın bana numaraladırılmış koltukta oturduğunu farkediyorum. Cam kenarının boş olduğunu görünce, yanlışlıkların bazen iyi şeyler doğurduğunu geçiriyorum içimden hınzırca. Yerinden kalkmadan yükseklik korkusu olduğunu ve bu nedenle buraya oturduğunu, anlatmaya çalışan amca, cam kenarını göstererek, oraya oturabilirmisin diye! Zar zor anladığım kırık bir türkçeyle, aslında yanlışlıkla değil bilerek oturtulduğunu anlıyorum birazda utanarak. Motorların çalışmasıyla uçağın tavanından açılan ekranlar ve ayrı noktada yer alan biri erkek, üç hostes, uçağın bir kazaya uğraması durumunda yapılması gerekenleri anlatıyor ezberledikleri hareketlerle. Çocuklar dışında kimsenin çokda ilgisini çekmeyen bu sessiz sinemaya benzettiğim ahenkli gösteri, uçağın pistte harekete hazır olmasıyla son buluyor. Hızlanan uçağın arka tekerlerinin yerden ayrılmasıyla sırtımı istemsizce koltuğa yapıştırıyor ve içimde bir boşluğa düşme heyecanına kapılıyorum her defasında.
Edebiyat
Umut denizindeyiz üstadım. Ne yelkenimiz var nede yönümüzü belirleyecek kürekler. Tepemizde gökyüzü ve yakıcı güneş, altımızda tuzlu sular, sakinleş yüreğim diyorum kendi kendime, dur bakalım seher rüzgarları hangi kıyıya misafir edecek bizi. Bir UMUT. @Servan_
Edebiyat