Neden dünya bu kadar acımasız, umarsız, vurdum duymaz ve zalimdi!
Kime yetmezdi ki paylaşılsaydı bunca nimet.
Keder, dert, elem olmazdı ve fukaralık suç sayılmazdı insanın "o" bam teline dokunulmasaydı.
Anneler her sabah sevgi ve şefkatle örerdi saçlarını kızların. Toprak kokulu kerpiç evlerin damlarında geçti bunca haylazlık.
Bedenlerine ruhu üfleyen yaradandı, nefes veren anne, hayatı veren baba idi.
Şimdilerde çocuk umudunu yitirmişcesine mutsuz ve kaybolmuş gibi arıyordu sadece.
Bilmiyordu...
Bir şeyler arıyor ama ne aradığını kendisi bile bilmiyordu. Hakikat mi, gerçek mi, geleceği, geçmişi, yada içinde bulunduğu zamanı, ne aradığını ve gerçekte ne yaptığını kendisi bile bilmiyordu. Bir şey vardı aradığı ve onu ancak bulunca anlayacaktı.
Uzunca bir yoldan hiç durmadan koşup gelen biri gibi, nefes nefese, bir yerlere yetişmek zorunda kalmış birinin aceleciligi ile yerinde duramıyordu adeta.
Otururken sürekli sağa sola bakınıyor ürkek gözlerle ve bazen dalıp gidiyordu. Uzaktaki bir şeyleri seçmeye çalışıyor gibi kısıyor gözlerini, alnındaki kırışıklıklar çoğalıyor ve dehşete düşmüş, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bir anda yerinden fırlıyor ve aceleyle elindeki küçük defteri iç cebini bulmaya çalışarak yerinden kalkıp iki yana açılan kapıyı hızla açarak gözden kayboluyordu.
Herkesten farklı bir yapısı vardı, üstündekiler eski ama temiz di.
Kocaman gövdesinin içinde bir bebeğin masumiyeti ve ürkekliği vardı.
Insanlardan olabildiğince uzak duruyordu.Sebepsiz ve konuşturulmadan tek bir laf etmezdi.
Içinde bir "sır" gizleyen ve bunun açığa çıkmamasına itina özen gösteren birinin cümleleri gibi kelimeleri seçerek ve göz göze gelmemeye çalışarak konuşurdu.
Herkesin eğlenmek için geldiği bu yerde, onun eğlendiğini gören olmamıştı hiç...__
@Servan_