🌙 GÜNÜN ESMÂSI
El-Fettâh
اَلْفَتَّاحُ
"Ve hüve'l-Fettâhu'l-Alîm."
"O, en güzel hüküm verendir, hakkıyla bilendir."
(Sebe' Sûresi, 26)
Bir esmâyı tanımak iki türlüdür. Birincisi, kelimenin lugat mânâsını öğrenmek. İkincisi, o ismin tasavvuf yolunda hangi makâma karşılık geldiğini sezmek. Fettâh için ekseri insanın bildiği şey birincisidir; ama hakîkati ikincisindedir.
Fettâh, sadece kapı açan demek değildir. Klasik tasavvuf kaynaklarında Fettâh ismi, fütûh mefhûmunun mercii olarak geçer. Fütûh, kulun çabasıyla elde edilen bir şey değildir. Bir kul gece gündüz çalışır, okur, ister; lâkin kalbi açılmaz. Sonra bir gün, bir cümlede, bir secdede, bir hâl üzerinde, bilmediği bir yerden kalbine bir aydınlık iner. İşte o ânın adı fütûh-i kalbî'dir. İbnü'l-Arabî kuddise sirruh, eserine Fütûhât-ı Mekkiyye ismini koyarken bu sırrı imâ eder: bu kitap çalışmanın değil, açılmanın eseridir.
Fettâh isminin asıl sırrı buradadır. Yâni dünyâ kapılarını açtırmak için bu ismi okumak, esmânın küçük bahşişine talip olmaktır. Asıl talip olunacak olan, kalbin Hakk'a açılmasıdır. Bir kul Yâ Fettâh dediğinde sadece rızkını, işini, evliliğini istemez; asıl olarak kalbinin paslı kapısının aralanmasını ister. O kapı aralandığında ötekiler kendiliğinden açılır.
Bu sebeple Fettâh'a niyet edenin bilmesi gereken bir incelik vardır. Hakk Teâlâ kullarına iki türlü kapı açar. Birincisi fütûh-ı kesb, yâni çalışmanın karşılığı olan açılış. İkincisi fütûh-ı vehb, yâni hediye olarak verilen, hak edilmeden gönderilen açılış. Birincisini herkes ister, ikincisini ancak âriflerin azı bilir. Hâlbuki Fettâh ismi, asıl ikinciye işâret eder.
Bugün Yâ Fettâh'a yöneldiğimizde niyetimizi şöyle bağlayalım. Önce dünyâ kapılarımızı saymayalım; önce kalbimizdeki paslı kilitleri sayalım. Hangi âyet bize tat vermiyorsa, hangi