sesli terapi

Ayanı Sabite | Özündeki Esma Terkibi
Sen bu dünyaya gelmeden önce neredeydin? A'yân-ı sâbite, her birimizin Allah'ın ezelî ilmindeki sâbit hakikatidir. Bu tasavvuf sohbetinde, insanın var edilmeden önce hangi isimlerle yazıldığını, esmâ-i hüsnânın insanın hakikatindeki terkibini ele alıyoruz. 👇👇👇 youtu.be/YFqxzSyg6tw?si=...
Reklam
Günün Duası
Ey el Mücîb… Biz çoğu zaman duâyı sözlerden ibâret sandık. Oysa sen, gecenin en sessiz yerinde içimize çöken o kırgınlığı da duâ saydın… Kimseye anlatamadığımız yorgunluğu… Bir “iyiyim” kelimesinin içine sakladığımız çöküşü… Kalbimizin kimse duymasın diye susturduğu çığlıkları… Belki de bu yüzden hâlâ yaşıyoruz. Çünkü biz unutsak da, Sen bizi duymaktan hiç vazgeçmedin. Ey duâlara cevap veren Rabbim… Bazen insanlar tarafından geç duyulduk, bazen hiç anlaşılmadık. Bir sofrada eksik kaldık, bir cümlede kırıldık, bir bakışta incindik. Kalbimiz yoruldu ama belli etmedik. Gözlerimiz doldu ama sustuk. Ve en acısı… Bizi en çok yaralayanlara bile “iyi olsunlar” diye duâ ettik. Şimdi anlıyoruz… Kul kapısı kapanınca insanın içi kararıyor, ama Senin kapın kapanmıyor. Ey Mücîb… Geç kalan bütün duâlarımızı rahmetinle güzelleştir. İçimizde artık taşımakta zorlandığımız ne varsa Sen hafiflet. Bizi insanlara değil, Sana yönelen kullarından eyle. Çünkü insan unutur… İnsan yarı yolda bırakır… Ama Sen, kendine yöneleni asla terk etmezsin.
El-Mücîb
🌙 GÜNÜN ESMÂSI — el-Mücîb 🕋 Arapça: اَلْمُجِيبُ Okunuşu: Yâ Mücîb 📿 Anlamı: Duâlara icâbet eden, kullarının çağrısını işiten ve kabûl eden, hâlini arz edene cevap veren, çağıranı yarı yolda bırakmayan, dilini bilmeyen kalbin sessiz niyâzını dahi duyan. ✨ Tasavvufî bâtını: Mücîb ismi, Hakk Teâlâ ile kul arasındaki en sıcak münâsebetin adıdır. Çağrı kuldandır, icâbet O'ndandır. Mucîb, sadece "lisânla edilen duâya cevap veren" değildir; tasavvufta üç çeşit duâdan bahsedilir, üçüne de icâbet eden O'dur. Birincisi duâ-i kavlî: dille söylenen duâ. İkincisi duâ-i hâlî: hâlin söylediği duâ; muhtâç olmak başlı başına bir duâdır, ağız açılmasa bile hâl konuşur. Üçüncüsü duâ-i fıtrî: yaratılışın bizzat kendisinin Hakk'a olan çağrısı; her zerre, var olmakla onu var edenden bir şey ister. Mücîb, bu üçüne de icâbet eder. İmâm Gazâlî kuddise sirruh, Mücîb ismi için "icâbeti, çağırmadan öncedir; çünkü O, kulun çağıracağını çağırmadan bilir" der. 🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar: Duâlarına icâbet kapısı açılır; ağzından çıkan dilek karşılık bulur. Hz. Zekeriyyâ aleyhisselâm gibi çocuk hasreti çekenlere evlât müjdesi gelir, çünkü onun Yahyâ duâsı bu isim üzerinedir. Hz. Yûnus aleyhisselâm gibi sıkıntının karanlığında olanlara çıkış nasîb olunur, çünkü onun balığın karnındaki niyâzı bu ismin tecellîsidir. Yıllardır cevap bekleyen meseleleri birden netîceye varır. Kalbinde "acaba duyuluyor mu" tereddüdü kalkar; Hakk'a olan güveni pekişir. Sözünün bir karşılığı olduğunu hisseder, yalnız değildir. Duâ etmek, o kul için yorgun bir alışkanlık olmaktan çıkıp, en güvenli sığınak hâline gelir.
El-Vehhâb
🌙 GÜNÜN ESMÂSI — el-Vehhâb 🕋 Arapça: اَلْوَهَّابُ Okunuşu: Yâ Vehhâb 📿 Anlamı: Hibe yoluyla, hesapsızca ve karşılıksız veren; vermesi tabiatından olan, kullarının istemediğini dahi ihsân eden, bağışına nihâyet bulunmayan, lâyık olana da olmayana da lutfeden. ✨ Tasavvufî bâtını: Vehhâb, Arapça'da mübâlağa sığasıyla gelmiştir; yâni "veren" değil, "vermesi tabiatından olan, durmadan veren" mânâsındadır. Vâhib bir defâ verendir; Vehhâb ise vermesi kendinden gelendir. Tasavvuf erbâbı bu ismin asıl sırrını hibe ile kazanılan rızık arasındaki farkta görmüştür. Kazanılan rızık kulun çabasının karşılığıdır; hibe ise lâyık olmadan, beklemeden, hesap etmeden verilendir. Doğduğumuz beden bir hibedir, akıl bir hibedir, hidâyet bir hibedir, namaza durabilmek bir hibedir. Hz. Süleyman aleyhisselâm misli görülmemiş mülkü isterken duâsını "İnneke ente'l-Vehhâb" diye bitirir; yâni "ben bu mülke lâyık değilim, lâkin sen hak etmeyene de verirsin." 🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar: Kalbe kanaat iner, mukâyese hastalığından kurtulur. Elinden bir şey gittiğinde isyân etmez, çünkü zâten kendisinin olmadığını anlamıştır. Eline ne gelirse şükrü kesilmez, çünkü hepsinin ihsân olduğunu bilir. Rızkı umulmadık yerlerden bollaşır; muhtaç olduğu bir şeyi dilinden istemeden Hakk gönderir. Çocuk hasreti çekenler bu isme devâmla evlât ihsânına nâil olur, çünkü Hz. Zekeriyyâ'nın Yahyâ duâsı da bu isim üzerinedir. Hak etmediğine inandığı nimetler kendiliğinden önüne serilir. Kibri kırılır, kendi yetersizliğini görür; bu görüş ise üzerinden ağır bir yükü alır. En önemlisi, kalbine fakr hâli yerleşir; her şeyiyle Hakk'a muhtaç olduğunu bilen kulun, Vehhâb'ın hazînesinden istemediği kalmaz.
Reklam