🌙 GÜNÜN ESMÂSI — el-Vehhâb
🕋 Arapça: اَلْوَهَّابُ
Okunuşu: Yâ Vehhâb
📿 Anlamı:
Hibe yoluyla, hesapsızca ve karşılıksız veren; vermesi tabiatından olan, kullarının istemediğini dahi ihsân eden, bağışına nihâyet bulunmayan, lâyık olana da olmayana da lutfeden.
✨ Tasavvufî bâtını:
Vehhâb, Arapça'da mübâlağa sığasıyla gelmiştir; yâni "veren" değil, "vermesi tabiatından olan, durmadan veren" mânâsındadır. Vâhib bir defâ verendir; Vehhâb ise vermesi kendinden gelendir. Tasavvuf erbâbı bu ismin asıl sırrını hibe ile kazanılan rızık arasındaki farkta görmüştür. Kazanılan rızık kulun çabasının karşılığıdır; hibe ise lâyık olmadan, beklemeden, hesap etmeden verilendir. Doğduğumuz beden bir hibedir, akıl bir hibedir, hidâyet bir hibedir, namaza durabilmek bir hibedir. Hz. Süleyman aleyhisselâm misli görülmemiş mülkü isterken duâsını "İnneke ente'l-Vehhâb" diye bitirir; yâni "ben bu mülke lâyık değilim, lâkin sen hak etmeyene de verirsin."
🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar:
Kalbe kanaat iner, mukâyese hastalığından kurtulur. Elinden bir şey gittiğinde isyân etmez, çünkü zâten kendisinin olmadığını anlamıştır. Eline ne gelirse şükrü kesilmez, çünkü hepsinin ihsân olduğunu bilir. Rızkı umulmadık yerlerden bollaşır; muhtaç olduğu bir şeyi dilinden istemeden Hakk gönderir. Çocuk hasreti çekenler bu isme devâmla evlât ihsânına nâil olur, çünkü Hz. Zekeriyyâ'nın Yahyâ duâsı da bu isim üzerinedir. Hak etmediğine inandığı nimetler kendiliğinden önüne serilir. Kibri kırılır, kendi yetersizliğini görür; bu görüş ise üzerinden ağır bir yükü alır. En önemlisi, kalbine fakr hâli yerleşir; her şeyiyle Hakk'a muhtaç olduğunu bilen kulun, Vehhâb'ın hazînesinden istemediği kalmaz.