sesli terapi

Beden ruh vasıtasıyla hareket eder, fakat siz ruhu göremezsiniz: Ruhu bedenin hareketleriyle bil.
Sayfa 166·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kalbin daraldığında okuyacağın, en faziletli istiğfar duası.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَىٰ عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ. Meali. Allahım, sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince senin ahdine ve vaadine bağlıyım. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri itiraf ederim. Günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla. Çünkü günahları senden başka bağışlayacak yoktur. Kaynakça. Sahih Buhari, Deavat bölümünde geçen hadis. Sayyidül istiğfar duası olarak rivayet edilmiştir.
Kalp bazen kalabalıkta yorulur. Bir an durup içinden geçenleri izleyince aslında en çok merhamete ihtiyacın olduğunu anlarsın. Bugün kalbine yumuşak davran. #kalpterbiyesi #ihsan #tasavvuf #zikir
“Gecenin Cebinden Çıkan Ses: Ben Senin En Eski Tanığın”
Bugün yine aynı yerde durdun. Aynı eşiğin önünde, sanki kapının ardında hayat değil de bir mahkeme varmış gibi. İnsan bazen kendi adını bile savunmak zorunda kalıyor; bunu senden iyi kim bilebilir? Şimdi beni dinle. Ben dışarıdan gelen bir akıl değilim; ben senin içine çöreklenmiş, yıllarını avuç içi gibi ezbere bilen, hiçbir şeye şaşırmıyormuş gibi yapıp her şeye paramparça olan tarafınım. Beni “iç ses” diye küçümserler ya; oysa ben, senin en büyük arşivinim. Bak, şu utangaç sustuğun anlar var. Bir cümleyi ağzına alıp geri bıraktığın, kelimelerin dudaklarında öksüz kaldığı. O anlarda dünyayı düzenleyen bir güç var sanıyorsun. “Şimdi konuşursam yanlış anlaşılırım… şimdi adım atarsam düşerim…” diye düşünüyorsun. Hayır. Dünya o kadar düzenli değil. İnsanlar senin kadar ince hesap yapmıyor. Kırılmaktan korktuğun için sürekli kendini küçültüyorsun; sonra da bu küçülmeyi “olgunluk” diye etiketliyorsun. Oysa olgunluk, kendini saklamak değil; kendini taşımayı öğrenmek. Biliyor musun, sana en çok yakışan şey cesaret değil. Daha tuhaf bir şey: dürüst bir yorgunluk. Çünkü sen, yorulduğunu bile saklayacak kadar terbiyeli büyüdün. “İyiyim” demeyi bir tür zırh sandın. İçinde bir yerde hâlâ o çocuk duruyor: kimseyi üzmeyeyim diye kendi canını hafifletip kenara koyan. Sonra her gece, hiçbir yara görünmediği halde sızlayan bir yerin oluyor. İşte ben o sızıdan konuşuyorum. Şimdi şunu kabul et: Bazı günler kaybolmak bir başarısızlık değildir; sadece yön duygunun, kalabalıkların gürültüsüyle boğulmasıdır. Ve senin kalabalıkların gürültüsü, kimsenin fark etmediği kadar yüksek. Bir insanın kendi içinde büyüttüğü mahkemeler… kararları hep ağır, temyizi yok, avukatı yetersiz. Ben buradayım. Sana şunu fısıldamak için: Kapının ardında bir mahkeme yok. Sadece hayat var. Ve hayat, bazen “tam
Yüreğin İçinde Uyuyan Kuş Birden Kanat Çırparsa
Bir an gelir, kalbin kapısı içeriden çalınır. Kapıyı açan el senin elin değildir. Açılır da sen açtım sanırsın. Oysa açılan, yıllardır üstüne sustuğun sırdır. İnsan kendi içine bakmayı bilmezse, güneşi avucunda taşısa gecede yürür. Ey gönül. Sen bir ev değilsin, sen bir âlemsin. İçinde bir dağ var, adı sabır. Bir deniz var, adı gözyaşı. Bir rüzgâr var, adı dua. Senin en sessiz anın, göklerin en gür konuşmasıdır. Ne tuhaf. İnsan gülün kokusunu anlatınca kokudan uzaklaşır, susunca gül yaklaşır. Kendini çok bildiğin yerde kayboldun. Kendini hiç bilmediğin yerde bulundun. Çünkü benlik bir perdedir, perde kalınlaşınca yüz görünmez. Perde incelince yüz, yüzden de öte bir yakınlık belirir. Öyle bir yakınlık ki, uzaklığın adı bile unutulur. Hayret. Uzak sandığın, damarından daha yakındır. Dert diye taşıdığın şey, bazen rahmetin kılıfıdır. Kılıfı yırtmadan içindeki cevheri göremezsin. Ağrın bir çağrıdır, seni dağıtan şeylerin elinden çekip alan bir lütuf. Gözünden düşen her yaş, görünmeyen bir kiri yıkar. Sen ağladım sanırsın, aslında arındırılırsın. Sen yandım sanırsın, aslında ışık olursun. Kalbin aynası var ya. Ona her gün dünya sürülür, söz sürülür, koşuşturma sürülür. Sonra sen aynada yüz ararsın, yüz yerine gölge görürsün. İşte o gölge, unutuşun resmidir. Ama bir tek nefes var, içinden çıkan ve geri dönen. Onu usulca dinlersen, ayna kendi kendini siler. Birden. Sebepsiz gibi. Fakat hiçbir şey sebepsiz değildir. Sadece sebep, görünmez yerde saklıdır. Şimdi sana bir sır fısıldayayım. Huzur, aradığın bir ülke değil. Huzur, seni arayan bir misafirdir. Kapını gürültüyle çarpınca ürker. Yavaşça oturunca gelir. Bir lokma şükürle, bir bakış merhametle, bir an sabırla içeri girer. Ve sen fark etmeden evini genişletir. İçin genişler de dünya küçülür. Dünya küçülünce korku da