Tahmin edilebilir ki “özgür tin” türünden bir tin önce mükemmelliğe varıncaya dek olgunlaşmış ve tatlılaşmıştır, en belirleyici olayını bağlarından büyük bir kurtuluşta yaşamıştır ve daha öncesinde bir o kadar bağlı bir tin olmuştur ve köşesine ve sütununa sonsuza dek zincirli görünmüştür. En sıkı bağlayan nedir? Âdeta kopmaz olan ipler hangileridir? Yüce ve seçkin insanların ödevleri şunlar olacaktır: gençliğe özgü haliyle o derin saygı, eskiden beri saygı duyulan ve şerefli olan her şey karşısında o ürperti ve o incelik; yetiştikleri toprağa, onlara yol gösterenlere, tapınmayı öğrendikleri tapınağa duyulan şükran – tam da en yüce anları en sıkı bağlayacaktır onları, en uzun süre yükümlü kılacaktır. Böylesine bağlanmış olanlar için bağlarından o büyük kurtuluş apansız, bir deprem gibi gelir: Genç ruh birdenbire sarsılır, etkilenir, irkilir – kendisi de anlamaz olup biteni. Bir devindirici güç, bir tazyik hükmeder ona bir buyruk gibi: Bir istek, bir dilek uyanır, çekip gitmek, nereye ve her ne pahasına olursa olsun; keşfedilmemiş bir dünyaya duyulan yoğun ve tehlikeli bir merak alevlenir tüm duyularında. “Burada yaşamaktansa, ölmek daha iyi” – böyle çınlar o buyurgan ses ve baştan çıkarma: Ve bu “burada”, bu “bizim burası”, o ana dek sevdiği her şeydir! Sevdiği şey karşısında apansız bir korku ve kuşku, “ödev” bildiği şeye karşı yıldırım gibi çakan bir horgörü, gezginliğe, yabana, yabancılaşmaya, üşütmeye, ayılmaya, donmaya duyulan isyancı, keyfi, bir volkan gibi iten bir istek, sevgiyle duyulan bir nefret, belki o ana dek taptığı ve sevdiği yere, geriye doğru kutsal olanı kirletmeye yönelik bir hamle ve bir geriye bakış, belki az önce yaptığı şey hakkında bir utanç kızarması ve aynı zamanda onu yaptığı için bir ferahlama, esrik, içsel, ferahlatıcı bir ürperti, bir