Selman Akalan

Selman Akalan
@Sesosaaa
Hayatı seviyor musun? -Öyleyse zamanı çarçur etme, çünkü hayat ondan ibarettir. Sen zamanını boşa harcarsan gün gelir zaman seni harcar! En ağır silleleri vursa da kader, Ezilir belki ama eğilmez başım. (JACK LONDON)
Tahmin edilebilir ki “özgür tin” türünden bir tin önce mükemmelliğe varıncaya dek olgunlaşmış ve tatlılaşmıştır, en belirleyici olayını bağlarından büyük bir kurtuluşta yaşamıştır ve daha öncesinde bir o kadar bağlı bir tin olmuştur ve köşesine ve sütununa sonsuza dek zincirli görünmüştür. En sıkı bağlayan nedir? Âdeta kopmaz olan ipler hangileridir? Yüce ve seçkin insanların ödevleri şunlar olacaktır: gençliğe özgü haliyle o derin saygı, eskiden beri saygı duyulan ve şerefli olan her şey karşısında o ürperti ve o incelik; yetiştikleri toprağa, onlara yol gösterenlere, tapınmayı öğrendikleri tapınağa duyulan şükran – tam da en yüce anları en sıkı bağlayacaktır onları, en uzun süre yükümlü kılacaktır. Böylesine bağlanmış olanlar için bağlarından o büyük kurtuluş apansız, bir deprem gibi gelir: Genç ruh birdenbire sarsılır, etkilenir, irkilir – kendisi de anlamaz olup biteni. Bir devindirici güç, bir tazyik hükmeder ona bir buyruk gibi: Bir istek, bir dilek uyanır, çekip gitmek, nereye ve her ne pahasına olursa olsun; keşfedilmemiş bir dünyaya duyulan yoğun ve tehlikeli bir merak alevlenir tüm duyularında. “Burada yaşamaktansa, ölmek daha iyi” – böyle çınlar o buyurgan ses ve baştan çıkarma: Ve bu “burada”, bu “bizim burası”, o ana dek sevdiği her şeydir! Sevdiği şey karşısında apansız bir korku ve kuşku, “ödev” bildiği şeye karşı yıldırım gibi çakan bir horgörü, gezginliğe, yabana, yabancılaşmaya, üşütmeye, ayılmaya, donmaya duyulan isyancı, keyfi, bir volkan gibi iten bir istek, sevgiyle duyulan bir nefret, belki o ana dek taptığı ve sevdiği yere, geriye doğru kutsal olanı kirletmeye yönelik bir hamle ve bir geriye bakış, belki az önce yaptığı şey hakkında bir utanç kızarması ve aynı zamanda onu yaptığı için bir ferahlama, esrik, içsel, ferahlatıcı bir ürperti, bir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
... ama o sıralar onlara, dediğim gibi, yarenlik etmek amacıyla gerek duyuyordum en kötü şeylerin ortasında (hastalık, yalnızlaşma, yabancılar, hüzün, eylemsizlik): İnsanın canı muhabbet etmek ve gülmek istediğinde muhabbet edilen ve birlikte gülünen mert dostlar ve hayaletlerdi onlar ve can sıkmaya başladıklarında da defedilen – eksikliği duyulan arkadaşlar için bir telafi
Aslında ben bile inanmıyorum, herhangi bir zamanda herhangi birinin aynı derinlikte bir kuşkuyla ve sadece şeytanın avukatlığını ara sıra yapan biri olarak değil, bir o kadar da teolojik konuşacak olursak, tanrının düşmanı ve ona meydan okuyan birisi olarak da dünyaya baktığına; her derin kuşkuda yatan sonuçları, onlara her mutlak bakış farklılığının kendisine kapılanı yargıladığı, yalnız kalmanın donmalarını ve korkularını öğrenen birisi anlayacaktır, kendimden dinlenmek için, âdeta kendimi bir süreliğine unutmak için, ne kadar sık herhangi bir yere – herhangi bir hürmete ya da düşmanlığa ya da bilimselliğe ya da yüzeyselliğe ya da aptallığa – sığınmaya çalıştığımı; gereksindiğim şeyi bulamadığım yerde, neden onu yapay olarak elde etmek, gerektiğinde sahtesini yapmak, uydurmak zorunda kaldığımı da anlayacaktır (– hem şairler başka ne yaptılar ki? Yoksa tüm şu sanatın dünyada ne işi vardı?) Ama benim kür yapmak ve kendimi yeniden oluşturmak için sürekli, yeniden gereksindiğim en acil şey tek başına görecek kadar tek başına olmadığıma inanmaktı, görülende ve arzulananda akrabalık ve eşitlik olduğuna dair büyülü bir sanı, dostluğa güvende bir soluklanış, hiçbir kuşkuya ve soru işaretine yer olmayan iki kişilik bir körlük; ön planlardan, üst yüzeylerden, yakında olandan, en yakında olandan, rengi, teni ve görünürlüğü olan her şeyden alınan bir haz. Belki de bu açıdan bir hayli “yapaylık” içinde olduğum, bir hayli ince kalpazanlık yaptığım öne sürülebilirdi

Selman Akalan

, bir kitap okudu
9/10
·88 syf.·
Beğendi
·
7 günde okudu
·
2020 35. kitabı
Arthur Schopenhauer
8.1/10 · 3.680 okunma
lk karşına çıkanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçmasapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. Demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. Geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü desipere est juris gentium [budalalık insan hakkıdır ]; (Aristoteles)