Birçok kişi, topluma ayak uydurma gereksiniminin farkına bile varmaz. Bunlar, kendi özgür düşüncelerini ve eğilimlerini gerçekleştirdikleri, bireyci oldukları ve düşüncelerine kendi başlarına düşünerek ulaştıkları -ve çoğunluğun düşünceleriyle kendi düşüncelerinin aynı olmasının tamamen rastlantı olduğu- düşüyle yaşarlar. Herkesle fikir birliği içinde olması "kendi" düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamasına yardım eder.
Çağdaş Batı toplumunda da toplulukla bütünleşme ayrı olmanın üstesinden gelmenin en yaygın yoludur. Amacın sürüye katılmak olduğu, bireyin kişi olarak büyük ölçüde yittiği bir görüştür bu. Eğer ben de herkese benzer, beni farklı kılacak bir düşüncem ya da duygum olmaz, topluluğun fikirlerine, geleneğine uygunluk gösterirsem konurur, ürküntü saçan yalnızlıktan kurtulurum. Diktatörlüklerde bu uygunluk, korku ve dehşete başvurularak, demokratik ülkelerde ise propaganda ve önerilerle sağlanır; iki sistem arasında bir tek büyük ayrılık vardır. Demokrasilerde toplum dışı kalmak mümkündür. Gerçek yaşamda da rastlanmayan bir durum değildir bu. Baskıcı sistemlerde ise ancak birkaç olağanüstü kahraman ve fedaiitaat etmeyi reddedebilir.
Başarı, itibar, para,güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl elde edeceğimizi öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise vereceh hiçbir şeyimiz kalmaz.
İnsanlar cehaletlerinin ayırdına pek sık varmazlar çünkü kendilerini, benzer düşünen arkadaşlar ve düşündüklerini olumlayan haberlerden oluşan bir yankı odasına kapatırlar ve odada inançları durmadan desteklenirken neredeyse hiç sorgulanmaz.