Avucunda hâlâ Liva'nın ufak eli vardı. Uzun, ince, güzel parmakları. Pati gibi.
Kedi patisi. Pençeleri ya da... Öfkelenince, iyi biliyordu ne de olsa pençe atmayı.
"Herkes robot gibi, Artem'dekiler de böyleydi."
"Asilkanlar doğumlarından itibaren çok katı bir eğitim ve disipline maruz kalırlar. On sekizini doldurunca katılanlar daha..." Gözleri kısıldı. Uygun kelimeyi arıyordu. "Normaller."
"Sen o yüzden böylesin yani, en azından... Öyleydin."
"Öyleydim? Nasıldım?"
"Yabani, nasıl anlatsam? Soğuk, olabildiğince az kelime sarf eden konuştuğunda... Genelde mimiksiz. Ruhsuz gibi ama aynı zamanda katı da. Hiçbir şey anlatmıyordun da."
"İnsanlarla kendim hakkına konuşmaya alışkın değilim. Seninle öğreniyorum."
Öğreniyorum.
"Rose kenara kaysa Jack de tahtanın üzerine çıksaydı ikisi de kurtulurdu. Rose bencillik yaptı, üstelik üzerinde şişme yelek bile vardı..."
"Susar mısın artık? Sadece bir film o. Aş şunu," demişti S.
"Sen sus, oradan bizi mi dinliyorsun?"
"Sesin çok çıkıyor senin, duymamak imkansız."
"Kulaklarını kapa o zaman."
Bağlı bileklerini kaldırıp bana ciddi misin dercesine baktığında, omuz silkip yerime geri oturmuştum.
"Sen ne düşünüyorsun?"
"Ne hakkında?" diye sormuştu Pars.
"Rose'un Jack'i öldürmesi."
"İzlemedim."
"Ne?"
"İzlemedim." Geri çekilip tekrar koltuğa dizlerimi dayayarak arkama baktığımda "Pişt!" diye bağırmıştım hatta. S bakmamıştı. "Pişt! Pişt bir bak!"
Ne var dercesine bakmıştı.
"Sen izledin mi Titanik'i?"
"İzledim desem mi kurtulurum izlemedim desem mi?"
"İzledin mi izlemedin mi? Bak dürüst ol."
"İzledim maalesef."
"Kültürsüz," demiştim Pars'a. Ben miydim Pars'a Titanik izlemediği için kültürsüz diyen? Çünkü filmi az önce ilk defa izlemiştim.
Son sahneyi geriye sararak Rose'un Jack'le suda olduğu kısımda durdurduğumda, detaylı inceleme için ayağa kalkmış ve televizyonun önünde dikilmiştim. "Bak şimdi. Burada açıkça görülüyor ki Rose, tahtanın yarısını bile kaplıyor değil. Bu tahta, Rose'un ağırlığını taşıyorsa Jack'i de kolayca taşıyabilir. Görüldüğü üzere üstelik Rose'un can yeleği de var ama Jack'in hiçbir şeyi yok. Niye? Jack bok böceği mi? Jack'in hiçbir şeyi yok! Üstelik Jack gayet zayıf birisi, yani o kısma sığardı..."
"Görmüyor musun kız zaten suyun içinde," diyerek bölmüştü beni S. "Rose tahtanın üzerindeyken bile suyla temas ediyor. Jack bırak tahtanın üzerine çıkmayı, biraz daha abansa ikisi birden batardı bu kez."
"Yanlış düşünüyorsun! Öleceklerse birlikte ölsünler! Ayrıca gayet de yer var diyorum madem kolunu koymuş zaten destek alıyor..."
"Şunu
"Bir varmış. Bir yokmuş. Ülkenin en çok yağmur alan şehrinde, yine gökyüzüne kapkara bulutların hakim olduğu bir günde; Bir annenin rahmine bir oğlan, diğeri kız iki bebek düşmüş. Doktorlar demiş ki, birini biz alacağız; diğerini size vereceğiz. Çünkü anne hastaymış ve tedavi olması için koşulan şart buymuş. Anne bir karar vermiş, kızım demiş, eğer benim gibi hassas bir zihinle doğarsa dünyaya, bu dünya onu yalnız yaşatmaz. Ama oğlum, babasına çeker ve hırsla ayaklarını yere sağlam basarsa, bu dünyada onu durdurabilecek hiçbir şey yok. Bu yüzden oğlunu doğurmuş önce, doktorlara vermiş. Kızını bekletmişler rahminde, 2 sene sonra doğmuş."
"Küçük kızın abisine ne olmuş?"
"Annesi yanılmış. Abisi hırsla değil, nefretle büyümüş; küçük kız ise yalnız kalmış, bu dünya onu sarıp sarmalamamış."
"Annesi sarmalasaymış!"
"Annesinin gitmesi gerekmiş, gitmiş..."
"Anneler gitmez!"
"...yaşatmak için kızını."
"Birlikte yaşasalarmış!"
"Babası izin vermemiş."
"Kötüymüş o zaman babası!"