Göğüs kafesimdeki mezarlığı terk etti, tabutu boş kaldı.
O ilaç dolabındaki yara bantları bir daha hiç gerçek yaralara yapıştırılmadı.
Zaten annem bir daha hiç gelmedi peşimden.
Kabuk oldu yarama ama kanı durduramadı.
Bir sarılış, bir sıvazlayış omzumu, bir öpücük yanağıma, belki de bir uyku borçluydu bana... Belki de bir söz, her şey düzelecek diye bir fısıltı borçluydu bana.
Hafifçe gülümsedim, hiçbir şey söylemeden; gözümde yaşlarla. Çünkü küçük Liva, hayatı boyunca ilk defa, çocukluğunun kurtarılabileceği gibi; diğer açık yaralara da izleri kalmaması için dikiş atılabileceğini hissetmişti.