"Hangi sokak kedisi kendi battaniyesinin üstünde, kutusunun içinde yatmak yerinde ıslak asfaltta yatar?"
"Sen. Sokak kedisisin sen."
"Neden?"
"Asfaltın soğuğunu hissetmek için, yaşadığını hissetmek için. Hâlâ ısınabildiği bir gökyüzünün altında olduğunu bilmek için."
Yaşamayı bir zorunluluk hâlinden çıkarmıştı Pars Kalkavan, benim için. Sırf bu yüzden bile bir lafına dizlerimin üzerine çökebilirdim.
Neydi bu his, nereden geliyordu?
Beni bu hisle yaşatmayacak dünya, bu hissi benim içimde yaşatıyordu.
Neredeyim?
Evindesin.
Ev.
Anlamalısın Liva... Ne kadar yabancı gelse de. Çünkü ev bazen, dört duvar ve bir çatıdan oluşan tuğla yığını değildir. Ev bazen... İnsanlardır.
Acaba bunca zaman bu şehirde yani bütün yağmurlar Nil'in öfkesi miydi hep? Odamın camlarını açık bırakırdım çünkü ben, gökyüzünün gürültüsü sessiz evden içeri dolsun diye. Ev sessizdi ama kafamın içi kavga kıyametti hep. O sessizlikte eve buyur ettiğim Nil miydi?