Artık yalnızdım. Bir karar vermem gerekiyordu, bir yön belirlemem ve sürünerek de olsa koşarak da olsa yol kat etmem gerekiyordu.
Çünkü herkesin yaptığı buydu.
Dışarıda bir hayat vardı. Dışarıda böyle bir hayat vardı.
Ama ne olursa olsun, hiçbir zaman kendimden kurtulamazdım. Bunu biliyordum. Kendi zayıflıklarımdan, kendi duygularımdan, kendi isteklerimden.
Ve ilk defa, hayatımda ilk defa o gece, gerçekten ihtiyaç duyduğumu hissettiğim birini bir kutunun içinde kapımın önüne bırakılmasını diledim Tanrı'dan.
"Tolga'dan bahsederken herkes kurtarılmayı hak eder demiştin, peki ya kendini kurtarılacak duruma bile bile düşüren biri? O da hak eder mi?"
"Soruların, içinde cevaplarını barındırıyor, herkes."
Herkes kurtarılmayı hak eder.
Belki de doğru soruyu sormuyordum.
Çünkü belki de karanlığa ışık tutup kendimizi neyden kurtaracağımızı görmemiz gerekirdi bazen.
Herkes kurtarılmayı hak eder.
Peki neyden?
Köşeye sinmiş, uzayan tırnakları ve acı çığlıklarıyla duvarları tırmalayan o yaratıktan.
O uyuyor, yiyor, düşünüyor, duyuyor ve konuşuyor; o nefes alıyor. Ağlıyor, gülüyor, yürüyor ve bazen koşuyor. Okuyor, yazıyor ve siliyor.
Belki de o kendimizizdir.