Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm'de de belirgin bir
"anadil" vurgusu göze sarptyor. Genellikle "anlasma aracı” olarak üzerinde duruyorsunuz dil olgusunun. Ancak, bu romanda anadile yaptiginiz vurgunun bir "ekstra"sı var .
Ondan bu kadar nefret etmeme ve ölmesini dilememe ragmen niye inatla her gün görmeyi, konusmayı sürdürdugümü çok düsündüm. Belki de anadil sebep oluyordu bütün bunlara.
Anadil öyle bir seydi ki, ayni geyi bagka dilde söylediginde bütün anlami, rengi, kokusu yitip gidiveriyordu. Düsmanimla paylastigim en önemli şeydi bu. (...) Bir varlik yokluk mese-lesi." Belli kesimlerden hâlâ eleştiri, hatta saldırı alabilecek cesur ve cüretkâr bir yaklaşım bu.
John Berger'in "Anadil anayurttur" sözüne yürekten katılırım. Ana sütü gibi kutsal ve dokunulamayacak bir haktir bu. Bir insana anadilinde konusmayi yasaklamak, onun dilini koparip atmak demektir. Bu, benim çok duyarlı oldugum bir konu. Bu kadar temel bir hakki, siyasetin dar çerçevesinden seyretmeye hakkimiz yok.