Kafamın bir yanının bütünüyle köreldiğini, aşktan, kıskançlıktan, her nedense artık olup bitenleri doğru değerlendiremediğimi hissediyordum.
Kapana kısılmış bir hayvan gibi derin bir acı çekerken, bana bir tek Füsunu görmenin iyi geleceğinin fazlasıyla farkındaydım. Dünya umurumda değildi, çünkü her şey zaten fazlasıyla lüzumsuz ve kabaydı.
Onu kollarımın arasına alır almaz hissettiğim huzuru nasıl anlatmalı?
Kalabalığın kafamın içinde dur durak bilmeden dolanan uğultusu, orkestranın tangırtısı ve şehrin iniltisi sandığım amansız gürültü, ondan uzak olmanın huzursuzluğuymuş yalnızca. Gözyaşları ancak tek bir kişinin kucağında dinen bebeklere olduğu gibi, içimi derin, yumuşacık
ve kadifemsi bir mutluluk sessizliği sarmıştı.
Hayatta, esas mesele mutluluktur. Bazıları mutludur, bazıları mutlu olamaz. Tabii çoğunluk ikisi arasında bir yerdedir. Çok mutluydum o günlerde, ama fark etmek istemiyordum. Şimdi yıllar sonra,fark etmemenin belki de mutluluğu korumanın en iyi yolu olduğunu düşünüyorum.
Üstelik babam,çocukluğunda yaptığı gibi tembelliğe, uçarılığa,hayalperestliğe karşı beni uyarıp görev ve sorumluluklarımı hatırlatmak yerine, şimdi arabanın açık pencerelerinden içeriye deniz ve çam kokusu gelirken, bana hayatın tadı çıkarılması gereken, Allah'ın lütfü, kısacık bir zaman parçası olduğunu hatırlatıyordu.