“Yalnızlıklar içinde bir kadın. Çok hırpalanmış ama teslim olmamış. Kurumuş bir ağaçla kaderleri yan yana gelmiş. Uzaklara bakıyor. Gökyüzüne. Hiç vazgeçmeden beklemeye devam ediyor. Çocuğunu arıyor olmalı. Çok seviyor olmalı. Başka türlü bu puslu havanın içinde beklemesi mümkün değil. Kalbindeki eksik parçayı arıyor. Ne kadar uzakta olursa olsun, onu düşünmekten , ona bakmaktan vazgeçmiyor. Bir mucize gibi sevgisini bırakıyor geride ...”
Hiç bir şey o kadar basit değil. Biz zannediyoruz ki insan ölünce çürümeye başlar. Doğru değil. İnsan doğduğu andan itibaren çürümeye başlıyor. İnsanı çürüten ölüm değil hayattır. Başkasından değil kendimden biliyorum...