"Acaba" ile başlayan her ihtimal karanlıktı. Ama biz o ihtimallerin hep çok güzel, en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk. Oysa karanlıkların içinde kötü senaryolar da olabilirdi, mevcut halimizi mumla aratacak senaryolar...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Olsa böyle mi olurdu, dedi Selime Teyze. Hayatımın sorusu bu benim. Ömrüm bu soruya cevap aramakla geçti. Annem hayatta olsa nasıl olurdu? Babam yeniden evlenmese nasıl olurdu? Annemle babam birlikte olsa nasıl olurdu? Bitmez... İnsan muğlak olan her şeyin daha iyi olacağını düşünüyor.
İçeride girdik. Çay demledi Selime Teyze. Sedire oturduk. Pencere dağlara bakıyor. Öyle güzel ki... Buraya oturup saatlerce dışarıyı izleyebilir insan. Selime Teyze şu dağlara bakıp bakıp düşünüyor mudur? Evin asıl sahibi olan yaşlı Teyze şu dağları, bu sediri, bu manzarayı özlüyor mudur? Dağların ardındaki üç kadınız biz. Hepimiz evlerimizden uzağız. Ne arıyoruz bu ıssız köyde? Ne işi var o kadının kendi evinden kilometrelerce uzakta bir huzurevinde? Neyi bulmaya geldi Selime Teyze buraya ve ben neden geldim onun yanına?
Her şeyin karşılığını vermek zorundaydım. Hemen durum eşitlenmeliydi. Kimseye gebe kalmamalıydım. Bir yemek bile ısmarlamamalıydı kimse bana, ödeşmeliydik anında. Böyle biriyim ben.
Fırat'ın benimle konuşmasını, iletişim kurmaya çalışmasını başta garipsedim ama cevap verdim. Hatta konuşma sürsün istedim. Yakınlık kurar ve sohbeti ilerletirsek, ona herkese yaptığım gibi Mehmet'i anlatacaktım. Gel gör ki sohbet öyle tatlı, öyle doğal aktı ki, zamanı, hatta Mehmet'i bile unutturdu bana. Annemi, babamı, babaannemi, dedemi, yatılı okulu... Her şeyi. Birini bulmuşken derdimi anlatayım dedim, derdimi unuttum.