Ölümün gürzü ağırdır, aynı haşmetle vurur şahı, gedayı ama maalesef Tanrı her faniyi aşkla taçlandırmaz. Hiç kimseye çekebileceğinden ağır bir yükü vermez. O tacı takan muhakkak ki yanacaktır. Tanrı seni de seçerse bir gün, kendi ateşinin ortasına bağdaş kurup oturduğunda; o ateşin güzelliğini kavrularak, yanarak, tüterek izlediğinde anlayacaksın beni.
Meğer hergün mahşermiş. Herkes birilerini öldürüyor ve gündelik hayatı içinde nereye giderse cesedini de beraberinde götürüyormuş. Ah, ben kaç kişinin cesediyim, benim gezdirip durduğum cesetler kaç tane?
İçimdeki kaygı dozu arttıkça, ben de denizin pırıltılı yüzeyini değil, karanlık derinliklerini düşünmeye başlamıştım. Aynı denizde, aynı çevre koşullarında yaşayan köpekbalıklarının kötü, yunusların iyi olmasını neyle açıklayabilirdik? Aslında köpekbalığı neye göre kötü, yunus neye göre iyiydi? Belki de iyilik ve kötülük diye bir şey yoktu.