Bir mezara ilk kez, artık tanımış olduğunuz o soylu Henriette’in naaşıyla birlikte girdiğim hayatımın o en korkunç gününden beri, güneş daha soğuk ve donuk, geceler daha karanlık, devinimler daha ağır, düşüncelerin akışı daha yavaş. Defnettiğimiz insanlar vardır, ama dahası, yüreğimizi kefen gibi saran, anısı her gün çarpıntılarımıza karışan sevdiğimiz insanları da toprağa veririz; onları her solukta düşünürüz, içimizde aşka özgü, hoş bir ruh göçü yasasıyla yer ederler.
Ne çok katil cezalandırılmıyor! Zarifçe işlenen bir günaha nasıl da hoşgörüyle yaklaşılıyor! Manevi işkencelerin neden olduğu cinayetler nasıl da aklanıyor!
Seven bir kadının göğe yükselen arınmış bir ruh olması yetmez, gökten inmiş bir melek olmadığı sürece, sevdiğinin bir başkası tarafından mutlu edildiğini görmektense acıyla can çekişmesini tercih edecektir.