Şimdi ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Yaşarken kendini sanki başka bir evrene sıkıştırmış annemin neresine yapışıp ona nasıl bir nefes olacağımı bulamıyorum. Sevdiğim insan ellerimden kayıp gidiyor kendine biçtiği hastalıklı bir mutsuzlukla. Tüm sevgimi vermek istiyorum, iliğimdeki de kalmasın bana. Ona gitsin hepsi. Sonra anımsıyorum ki, ben anne değilim ve sevgiye hasret duyan evladıyım. Ne yaparsam yapayım bağlayamıyorum onu göbeğime tekrar. Beni seviyor mu yoksa mutsuzluğu
ve öfkesiyle bir beden olmuş, otuz beş kiloluk bir derinin altında dar nefesler mi alıyor? Çok sevdiğin birini uğurlamanın vicdanla bir alakası var mı? İstemeyene, o sevgi zerk edilebilir mi? Başkalarınca sevilmemiş bir anneyi, evladı sınırsızca severek kurtarabilir mi?
...İnsanlar talihsizliklerden, acılardan söz ediyor;" dedi, "ama bana şimdi, şu anda, esir düşmeden önceki halimde kalmak mı, yoksa bütün bunları tekrar yaşamak mı isterdin, diye sorsalar, Tanrı aşkına bana yine esaret ve at eti verin derdim. Alıştığımız yolun dışına çıktığımız zaman her şeyimizi kaybettiğimizi düşünürüz; ama yeni ve iyi bir şey ancak o zaman başlayabilir. Hayat varsa mutluluk da vardır. Önümüzde daha çok, çok şey var...