Ben her zaman tek başına olmayı tercih ettim. Kendimi hiçbir zaman ülkeme, evime, arkadaşlarıma ve hatta aileme bile tam olarak ait hissetmedim. Tüm bu ilişkilerden ısrarla uzak durma isteğim hiç azalmadı ve yalnızlığa olan ihtiyacım her geçen sene daha da arttı. Böyle yaşayan bir insan, elbette insanlarla içi içe olmanın enerjisinden ve kaygısızlıktan yana bir şeyler kaybetmiştir. Öte yandan, kendini diğerlerinin görüşlerinden, adetlerinden ve hükümlerinden bağımsız kılarak, kendi duruşunu seçebilmiş, fikrini bu güvenilmez temeller üzerine kurmamıştır. Yalnızlığı sevmek, sizin bazı sosyal kaygılarınızı büyütebilir ama sizi o toplumun dönemsel hastalıklı düşüncelerinden de korur.
"Belli bir yaştan sonra kitap okumak, zihni onun yaratıcı özelliklerinden saptırır. Cok kitap okuyup da, beyninin cok azını kullanan herhangi biri, düşünmenin tembel alışkanlıklarını edinir. Tipki vaktinin çoğunu tiyatroda geçirip, kendi hayatını yaşamaktansa, başkalarının hayatını yaşamaya özenen birisi gibi..."
İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.