Sabaha karşı üç buçuk gibi evin telefonu çalar. Adam, uyku sersemi telefonu açar, telefondaki ses annesine aittir. Korkar ve başına bir şey geldiğini düşünerek endişelenir. Annesi, “ Nasılsın, iyi misin oğlum?” diye sorar. Oğlu şaşkın bir ifade ile “ İyiyim anne. Hayırdır, bir şey mi oldu? Siz iyi misiniz?” diye sorar. Annesi, “ İyiyiz, bir şeyimiz yok oğlum. Sadece sesini duymak istedim.” der. Oğlu da “ Anne bunun için mi aradın? Saat sabahın üç buçuğu, yarın da konuşabilirdik.” Annesi oğlunun o çıkışına, “ Rahatsız mı ettim oğlum?” diye kırık bir sesle sorar. Oğlu aslında annesini asla üzmek istemese de gecenin bu vaktinde uyandığı için bir anlık gaflet ve sinirle, “ Evet anne, rahatsız ettin.” diyerek cevap verir. Bunun üzerine anne, “ Otuz sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oğlum. Doğum günün kutlu olsun.” der ve telefonu kapatır.
Bazen insan deli olmak ister.
Ne yaşadığını, ne hissettiğini dahi bilmemek ister.
Acılara kafa tutmak ister.
Her insan biraz delidir,
Aşk ise tam bir delilik.
Aşk kapkara bir kağıt üzerine bembeyaz yazılar yazmaktır; karanlığı aydınlığa doğru yansıtmaktır; içindeki çocuğun acıyla tanışmasıdır.
Aşk ayrılıkla yoğrulan, özlemle harmanlanan, acı ama tatlı, sadece ve sadece bir saniyede seni yakalayan bir andır.
Bir an ki ömür boyu sürer.