Hayatın karanlık tarafını gözler önüne seren, keskin ve rahatsız edici eleştirileri olan; zaman zaman olay örgüsü ile meraklandırsa da sonu beklediğim gibi değildi.
Dili iğneleyici, ironik ve sade görünen cümlelerinin altında eleştirel bir mizahı var. Bu da kitabı biraz akıcı bir hâle getirmiş.
Bir yazarın ölümünün ardından onun el yazmasını çalıp kendi adıyla yayımlayan June’un hikâyesini anlatıyor kitap. Romanda; ırkçılık, kültürel sahiplenme, edebiyat piyasasının acımasızlığı, rekabet, kıskançlık ve ün takıntısı gibi temaları ele almaya çalışmış.
Romanın anlatıcısı June, aslında bir anti-kahraman. Yaptığı şeylerin yanlış olduğunu biliyor ama kendini haklı çıkarmak için durmadan bahaneler üretiyor. Bu da karakteri hem sinir bozucu hem de inanılmaz gerçek kılıyor. Okudukça “Bu kadar da olmaz…” diyorsun ama bir yanın da “Bu dünyada böyle insanlar var…” diye fısıldıyor.
Kuang’ın anlatımı, sosyal medya linç kültürünün ve yayıncılığın kirli yüzünün nasıl işlediğini anlatıyor. Okurken hayatın her alanının böyle olduğu gerçeğiyle de yüzleşiyoruz.
Hızla popülerleşmek isteyen birinin neleri göze alabileceğini ve toplumun buna nasıl ortak olabildiğini bir şekilde anlatmış.
Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar ;)