Yetişin!
Hırsız var!" diye bağırdıkları gibi haykırabilmeyi isterdi. Ancak çölün ortasında bağırsa bile daha iyi sonuç alırdı. Sesini duyacak, yardımına gelecek kimse yoktu. Bu defaki hırsızlar iyi giyimliydi, hırsızlık yaptıkları hiçbir koşulda anlaşılmıyordu, hatta görünüşte gayet saygın kişiliklerdi. Parfüm kokulu, takım elbiseli, kravatlı, son derece şık bir şiddetti bu.
Sara'nın maruz kaldığı, daha yumuşak ve adı konulmamış bir şiddetti. Çok daha sinsi, dolayısıyla ispatı çok dana zor olan bir şiddet... Ancak tamamıyla gerçekti.
Ayrımcılık "Birine ırkı, cinsiyeti, ailevi duru-mu, kilosu, fıziksel görünüşü, ismi, sağlık durumu, sakatlığı, genetik özellikleri, âdetleri, cinsel kimliği veya tercihi, yaşı, siyasi görüşü, sendikal faaliyetleri, ait olduğu veya olmadığı etnik kökeni, ülkesi, ırkı veya dini nedeniyle farklı muamele etmek," demekti.
Hiç hazırlıklı olmadığı ve hiçbir reçetenin çare olamayacağı bu şey, hastalığın beraberinde getirdiği dışlanmışlık ve canını çok yakan o kenara itilmişlik hâliydi...